Tek bir erdem vardır, O da Adalettir.”
      
   Diderot

 

Adil yargılanma hakkı, bireylere dava sonucunda verilen kararının değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Temelde Adil Yargılanma hakkı usul hukukuna ilişkindir. Türkiye’nin tarafı olduğu uluslarası insan hakları sözleşmeleri ve yasal mevzuatta yer alan temel hak ve özgürlüklerin, bir hukuk ve ceza yargılamasında uygulanıp uygulanmadığı adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yönüyle tüm diğer haklarla ilinti olan bir hak özelliğindedir. Adil Yargılanma Hakkı temelde Hukuk Devleti olmanın ve hukukun üstünlüğünün doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Bir insan hakkı olarak ‘adil yargılanma hakkı’ kavramının terimsel olarak nasıl adlandırılması gerektiği ve hakkın tam olarak ne ifade ettiği doktrinde sıkça tartışılmıştır. Adaletin kendisinden beklenen işlevleri yerine getirebilmesi için uyması gereken asgari standartlara adil yargılanma hakkının kapsamını oluşturur. Yargılamanın gerçekleri yansıtabilmesi için, uyuşmazlığın tarafları arasında fiili ve hukuki bir fark gözetmeden, iddia ve savunmaların eşit ölçülerde ve karşılıklı olarak yapıldığı yargılama, adil bir yargılamadır. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Adil Yargılanma Hakkının uygulama alanı –Ar.Gör. Ezgi Çırak) Hak’ın tarihsel olarak ortaya çıkış süreci ve gelişimi konularından ziyade burada özellikle AİHS ve TC. Anayasası ile AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında çerçevesi çizilen Adil Yargılanma hakkı üzerinde durulacaktır.
Adil yargılanma hakkına ilişkin olarak BM İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin göre “Herkes haklarının ve yükümlülüklerinin ve kendisine karşı herhangi bir suç isnadının karara bağlanmasında, … adil ve aleni yargılanma hakkına sahiptir.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa): Madde 36– Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme): Madde 6- 1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. 3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
 b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi sözkonusu olup, Özellikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin kararları ile Adil Yargılanma hakkı çerçevesi geniş olarak yorumlanıp belirlenip yorumlanmıştır. Bugün itibariyle Adil Yargılanma hakkı ihlalleri ve çerçevesi, kriterleri bu mahkeme kararlarından çıkan sonuçlar üzerinden değerlendirme yapılmaktadır.
AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz. (Bir çok karar arasında aynı yönde bkz. B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 24; B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 19; B. No: 2013/533, 9/1/2014, § 41; B. No: 2013/1948, 23/1/2014, § 31.)
Her ne kadar Adil Yargılanma hakkı, temelde madde metninde görüldüğü üzere “suç isnadı” altında olan şüpheli veya sanık hakları bakımından ceza hukuku yargılamasının konusu olarak görülmekte ise de, aynı zamanda hukuk yargılamalarında da medeni hak ve yükümlülükler ve uyuşmazlıklar konusu da adil yargılanma hakkı çerçvesinde ele alınmaktadır.  Burada dikkat edilmesi gereken husus; medeni hak ve yükümlüklerin tanımlaması açısından referans AİHS içtihatlarıdır. Bu konuda Mahkeme’nin verdiği Ringeisen-Avusturya davasında şöyle denmektedir: Konunun kararlaştırılmasında belirleyici olan yasanın türü (medeni, ticari, idari hukuk, vs.) ve konunun çözümlenmesinde yetkili kılınan merciin (normal mahkeme, idari kurul, vs.) özellikleri pek belirleyici sayılmaz.” Mahkeme’ye göre davanın iç hukuktaki nitelendirmesi veya özellikleri belirleyici değildir. Maddenin uygulanabilirliği açısından en esaslı nokta yargılama sonucunun özel hukuk, hak ve yükümlülük için belirleyici olup olmadığıdır. Bunun yanında davaya konu edilen hakkın doğal bir hak olması gerektiği gibi, iç hukukun nitelemesi değil, içeriğine ilişkin değerlendirmeler önemlidir. Mahkeme, her olayı kendine özgü şartlarında kabul edip yargılamayı uygun bulmuştur. Mahkeme kararları göz önünde tutulursa, medeni hak ve yükümlülükler aşağıdaki gibi sıralanabilir:
 a. Özel Kişilerin Kendi Aralarındaki İlişkilerMahkeme genellikle özel şahısların kendi aralarındaki ilişkilerden doğan davaları medeni hak ve yükümlülük kavramı çerçevesinde değerlendirmiştir. Bunun için; sözleşme hukuku, ticaret hukuku, tazminat hukuku, aile hukuku,iş hukuku ve mülkiyet hukuku  hep bu kapsamda değerlendirilmektedir.  
b. Bir Tarafın Devlet Diğer Tarafın Özel Kişi Olduğu DurumdaBu konuda Mahkeme’nin somut olaya göre değerlendirme yaptığı görülmektedir. Ancak bu durumları Mahkeme genellikle medeni hak ve yükümlülükler kapsamında tutmuştur. Bunların başında; mülkiyet iddiaları, istimlak davaları, imar uyuşmazlıkları, emlak izinleri, mülkün kullanımından doğan davalar adil yargılama kapsamında değerlendirilmektedir.
c- İdarenin Tutumundan Doğan Zararlarda: İdare ile yapılan veya yetisinde bulunan sözleşmelerden, idari yargılamalarından, ceza yargılamalarından doğan zararlar için yine Mahkeme altıncı madde kapsamında değerlendirme yapmaktadır.
AİHS ve AYM kararları ışığında, Adil Yargılanma Hakkı çerçevesinde Medeni hak ve yükümlülükler ve cezai alanla ( suç isnadı altında bulunan kişi) ilgili farklı hak ve temainatlar belirlenmiştir. Burada sadece konu başlıkları şeklinde bu haklar belirtilecek olup, hakların tanımlanması ve AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ayrıca değerlendirilmesi yapılmayacaktır.
Medeni hak ve yükümlülükler alanında; (AİHS 6/1)
-Tarafsız ve bağımsız bir Mahkemede yargılanma hakkı
-Yargılamanın aleni olması
-Makul sürede yargılanma
-Adil bir şekilde dinlenilme
Suç isnadı altında bulunan kişilere tanına teminatlar; ( AİHS 6/3)
-Suçsuzluk Karinesinden faydalanma (AİHS 6/2)
– İsnadı en kısa sürede ve anladığı dilde öğrenme
– Savunma Hakkı
– Müdafiiden faydalanma hakkı
-Tanıkları sorgulatma ve dinletilmesini talep etme  hakkı
– Tercümandan yararlanma hakkı
Sözleşmede açıkça yazılan bu temel hakların yanında, AİHM  ve bu doğrultuda kısmende olsa  Anayasa Mahkemesince kabul edilen bu hakların alt başlığı şeklinde belirlenen ZIMNİ HAKLAR sözkonusudur. Bunlar;
– Çelişmeli Yargılama hakkı
– Silahların eşitliği hakkı
– Susma  Hakkı
– Gerekçeli karar Hakkı
– Duruşmaya Etkili Katılım Hakkı
– Doğrudan Doğuyalık hakkı
– Mahkemeye Erişim Hakkı
– Mahkeme kararlarının uygulanması hakkı
– Duruşmada Bulunma Hakkı
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus, AİHM ve Anayasa Mahkemesine Adil Yargılanma Hakkı kapsamında ceza hukuku alanına ilişkin  yapılacak  bireysel başvurularda müşteki ve şikayetçi tarafın başvurma hakkının bulunmamasıdır. Özellikle; başvurucunun, 3. Kişilerin yargılanması ve ceza almasına yönelik talepler AİHM ve Anayasa Mahkemesi tarafından sınırlandırılmıştır. Bu husus bugün için hukuk camiasında bir tartışma konusu olsa da , Mahkemece, sadece suç isnadı altında bulun                                                                                                                   an kişinin Adil Yargılanma hakkı kapsamında hakkının ihlal edilmesini gerekçe göstererek bireysel başvuruda bulunabileceğini belirtilmiştir.
Adil yargılanma hakkı ve ilkelerin bir kısmı açıkça Anayasa’nın başka maddelerinde de düzenlenmiştir. Örneğin Anayasa’nın 38/2 fıkrasında suçluluğu “hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi 36. maddenin dışında düzenlenmiştir. Ayrıca adil yargılanma hakkı ile ilgili mahkemelerin bağımsızlığı Anayasa’nın 138. maddesinde, hakim tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin hükümler 139., 141/2-4 fıkralarında yer almıştır.
Adil yargılanma hakkı ile sonuçtan çok yargılama süreci değerlendirilir. Dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamında içerik olarak adil bir karar verilip verilmediği değil, adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı tartışılır. Bununla birlikte AİHM’e göre derece mahkemeleri önyargısız olarak taraflarca sunulan görüşler, iddialar ve delilleri iyi incelemek yükümlülüğü altındadır. Açıkça hatalı bir karara varmak, başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma güvencesini ihlal edebilir.
Adil yargılanma hakkı yargılamanın bütün aşamalarında geçerlidir. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvenceler istinaf ve temyiz aşamalarında da geçerlidir.  Ayrıca bireysel başvuru değerlendirmelerinde yargılama süreci bir bütün olarak ele alınmaktadır.