AYM Bireysel Başvuru Kabul Edilebilirlik Kriterleri

Türkiye’de 12 Eylül 2010 tarihinde referandumla kabul edilen 5982 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkında Kanun ile Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması konusunda getirilen birçok yeniliğin yanında, bireylere de doğrudan Anayasa Mahkemesine başvuru imkânı tanınmıştır. Anayasanın 148. maddesine göre: “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” Türkiye’de bireysel başvuru kurumunun kabul edilmesindeki başlıca amaç, temel hak ihlallerinin iç hukukta ortadan kaldırılması ve buna bağlı olarak Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılacak başvuruların sayısının azaltılmasıdır. Türkiye 1954 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmuş, 1987 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını, 1990 yılında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunlu yargı yetkisini tanımıştır. 5982 sayılı Kanun’la Anayasaya eklenen bireysel başvuru hakkının kapsamının Anayasada yer alan bütün haklarla değil de, Anayasada yer almakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de yer alan haklarla sınırlandırılmış olması da bireysel başvuru hakkının tanınmasındaki temel amacın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurudan önce bir içi hukuk yolu oluşturarak bu başvuruların sayısını azaltmak olduğunun bir diğer göstergesidir.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla başvurulabilecek son bir hukuki çare olarak hukuk sistemimizdeki yerini almıştır. Öyle ki, Anayasayla korunmuş temel hak ve hürriyetleri ihlal eden normun; bir kanun olması halinde bu kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından soyut norm denetimi ya da somut norm denetimi yoluyla iptal edilebilmesi, yürütmenin düzenleyici bir işlemi olması halinde idari yargı tarafından iptal edilebilmesi mümkündür. Yine temel hak ve hürriyetleri ihlal eden yargı kararlarının istinaf ve temyiz gibi kanun yollarına başvurularak bozulması mümkündür. Bunlardan başka kamu gücünün suç teşkil eden eylemleri ceza yargılamasının, haksız fiil ve benzeri faaliyetleri ise tazminat davasının konusunu oluşturabilmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu ile korunması ise tüm bu çarelerin bir sonuç getirmediği veya bunlara başvurulamadığı durumlarda kullanılabilecek son bir iç hukuk yolu olarak düşünülmelidir.

Anayasa Mahkemesinin oluşumu nasıldır?

Anayasa Mahkemesi; Genel Kurul, iki Bölüm ve altı Komisyondan oluşmaktadır.

Genel Kurul 17 üyeden kuruludur, başkan ve en az oniki üye ile toplanır ve kural olarak katılanların salt çoğunluğu ile karar alır.
Bölümler, başkanvekilleri hariç yedi üyeden oluşur, başkanvekili başkanlığında en az dört üye ile toplanır ve katılanların salt çoğunluğu ile karar alır.
Komisyonlar iki üyeden oluşur, iki üye ile toplanır ve oybirliği ile karar alırlar.
Kural olarak Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ikişer üyeden oluşan Komisyonlar; esas incelemesi ise bir başkanvekili başkanlığında dört üye ile toplanan Bölümlerce yapılmaktadır. Bununla beraber Bölümler, bazı hâllerde başvuruların kabul edilebilirliği konularında incelemede bulunmaya yetkilidirler. Bölümlerin kabul edilebilirlik ve esas incelemesini birlikte yapabilmeleri de mümkündür.

Genel Kurulun bireysel başvuruların kabul edilebilirlik ve esasının karara bağlanmasında herhangi bir görevi bulunmamaktadır. Genel Kurulun bireysel başvuruya ilişkin tek yetkisi, Bölümlerin bireysel başvurulara ilişkin verdiği kararlar arasındaki içtihat farklılıklarını karara bağlamaktır.

Raportörler, Kanun’da ve İçtüzük’te gösterilen bireysel başvuruya ilişkin görevleri yaparlar. Bireysel başvurunun kabul edilebilirliği veya esasına ilişkin karar taslaklarını hazırlarlar ve bu taslakların görüşüldüğü toplantılara katılırlar. Bireysel başvuru raportörleri, başvurularla ilgili dosyalara dâhil edilmesi gerekli görülen bilgi ve belgelerin ilgili kurum ve kuruluşlardan istenmesine ilişkin yazışmaları yürütürler. Gerekli tebligatları yaptırır ve takip ederler.

ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURUNUN KABUL EDİLEBİLİRLİK ŞARTLARI

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartları genel olarak Anayasanın 148. maddesinde ve 6216 sayılı Kanun’un 45-48. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesine bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunabilmek için aşağıdaki ŞARTLARIN sağlanmış olması gerekmektedir.
 
1-   Bireysel Başvuruya Konu Olabilecek Bir Hakkın Varlığı (Konu Bakımından yetki)

 Bireysel başvuru, Anayasanın 148 ve 149. maddeleri ile düzenlenmiş, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 45 ila 51. maddeleri somut hale getirilmiştir. 12.07.2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ile bireysel başvurunun işleyişi ile ilgili ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir. Fakat bireysel başvuru yoluyla ihlali ileri sürülebilecek hak ve özgürlükler ne Anayasada ne 6216 sayılı Kanun’da ne de Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nde sayma suretiyle belirlenmiş değildir.

Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrasında “Herkes, anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” denilmek suretiyle bireysel başvuruya konu olabilecek hakların bir çerçevesi çizilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesi ise bireysel başvuruya konu edilebilecek hak ve özgürlükleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye’nin taraf olduğu ek Protokollerinde düzenlenen hakları da kapsayacak şekilde genişletmiştir.
  
1982 Anayasası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Sözleşmenin Türkiye’nin taraf olduğu protokollerde yer alan, dolayısıyla bireysel başvuru konusu olabilecek haklar şunlardır:


 
Bu tablo Doç. Dr. Tolga Şirin, Bireysel Başvuru Usulü ve Kabul Edilebilirlik Kriterleri Eğitim Modülü, “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuruya Giriş: Anayasa Mahkemesinin İnceleme Yetkisinin Kapsamı” s.13-14, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi, Council of Europe/Avrupa Konseyi, 2018 alınmıştır.

Bireysel başvuruya konu olabilecek bu hakların içeriğinin tespit edilmesinde, Anayasa ve AİHS hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve ortak koruma alanının tespit edilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi bu hususla ilgili olarak başvurucunun Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması başlıklı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bir başvuru neticesinde, bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit edilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve ortak koruma alanının tespit edilmesi gerekmekte olduğunu vurgulamıştır.

Türkiye’nin taraf olmadığı 4, 7 ve 12 no’lu Protokollerde yer alan: genel ayrımcılık yasağı (12. Protokol), sözleşmeden doğan yükümlülük nedeniyle kişi özgürlüğünden yoksun bırakılmama (4. Protokol, m. 1), seyahat ve yerleşme özgürlüğü (4. Protokol, m. 2), vatandaşların sınır dışı edilememesi ve ülkeye  girişlerinin engellenememesi (4. Protokol, m. 3), eşler arasında eşitlik (7. Protokol, m. 5), yabancıların toplu sınır dışı edilme yasağı (4. Protokol, m. 4; 7. Protokol, m. 1), cezai konularda iki dereceli yargılama hakkı (7. Protokol, m. 2), adli hata halinde tazminat  hakkı (7. Protokol, m. 3), aynı suçtan iki kere yargılanamama ve cezalandırılamama (7. Protokol, m. 4) hakları Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya konu olamayacak haklardandır.

Bunlardan başka; çalışma ve sözleşme hürriyeti  ve ödevi (Anayasa m. 48 ve 49), çalışma şartları ve dinlenme hakkı (Anayasa m. 50), sosyal güvenlik hakkı (Anayasa m. 60 ve 61) ile kamu hizmetlerine girme hakkı (Anayasa m. 70) da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ya da Protokollerde yer almayıp sadece Anayasada  düzenlenmiş bulunan haklar oldukları için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya konu olamayacak haklardandır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden daha fazla hak ve özgürlük koruma altına alınmıştır. Ancak; Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda gerek Anayasa gerek 6216 sayılı Kanun ve İçtüzük kesişim kümesini kastetmektedir. Dolayısıyla sadece ortak koruma alanındaki hak ve özgürlükler bireysel başvuruya konu edilebilmektedir.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda Anayasa’nın hangi maddesinin ihlal edildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvurularda ise Sözleşme’nin hangi maddesine dayanıldığının formda ilgili kısımda açıkça belirtilmesi ve nitelendirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi bakımından Anayasa ve Sözleşme ve Sözleşme Eki Protokollerde güvence altına alınan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açısından Sözleşme ve Eki Protokollerle güvence altına alınan bir veya birden fazla temel hak ihlaline ilişkin olması gerekmektedir.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Etkili başvuru hakkı ve ayrımcılık yasağı tek başına başvuruya konu edilebilen haklar değildir, başka haklar ile birlikte ileri sürülmeleri gerekir.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi soyut norm ve somut norm denetimi yapmaz. Ancak Anayasa Mahkemesi ilgili kanun hükmünün uygulanmasının neden olduğu ihlal iddialarını değerlendirir.
 • Genel düzenleyici işlemlere karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapılamaz.

• Kanunlara karşı sadece potansiyel mağdur kavramı üzerinden başvuru yapmak mümkündür.
 • Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya “Anayasa Yargısının Denetim Dışına Bıraktığı Haller” konu edilemez.
• Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Süper Temyiz Mercii” değildir. Gerek Anayasa Mahkemesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi temyiz mercii/istinaf mahkemeleri değildir.
• Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “İkincil Nitelikte” Mahkemelerdir. Bunun bir sonucu olarak şikayetlerin derece mahkemeleri önünde ileri sürülüp, tartışılması gerekmektedir.

2. Kamu Gücü Tarafından Mağdur Edilme (Hangi işlem veya eylem nedeniyle başvuru yapılabilir?)

Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası bireysel başvuru hakkının, bireysel başvuruya konu olabilecek temel hak ve özgürlüklerin ancak “kamu gücü” tarafından ihlal edilmesi durumunda kullanılabileceğini düzenlemiştir. Genel olarak kamu gücü kavramından yasama, yürütme ve yargı organları anlaşılır. Fakat; 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin üçüncü fıkrası Anayasa’da yer alan “kamu gücü” kavramını daraltarak yasama işlemleri ile idarenin düzenleyici işlemlerini bireysel başvurunun kapsamı dışında tutmuştur. Bir yasama işlemi veya idarenin düzenleyici işleminin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olması durumunda bireysel başvuru yoluyla doğrudan yasama işlemi ya da düzenleyici işlem aleyhine değil ancak yasama işlemi ya da düzenleyici işlemin uygulanması mahiyetindeki işlem eylem ve ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir. 45. maddenin 3. fıkrası ile ayrıca Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerin de (Yüksek Askeri Şura’nın ilişik kesme dışındaki kararları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilişik kesme kararları dışındaki kararları ve Yüksek Seçim Kurulu kararları) bireysel başvuruya konu olamayacakları düzenlenmiştir.

Bu noktada bireysel başvuruya konu edilebilecek kamu gücü işlemlerinin neler olduğunun tespitinde 6216 sayılı Kanun’un bireysel başvuru usulünü düzenleyen 47. maddesi de yol gösterici niteliktedir. Bu maddede başvuru dilekçesine eklenmesi zorunlu  olan belgeler sayılırken “ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinden” söz edilmiş olmasından anlaşıldığı üzere; bireysel başvuruya konu olacak kamu gücü eylemi bir bireysel yürütme işlemi ya da bir yargı kararı olabilecektir.29 Bireysel başvuru konusu kamu gücü davranışı, kamu gücü kullananın gerçekleştirdiği (icrai) bir eylem ya da işlem olabileceği gibi gerçekleştirmediği (ihmali) bir eylem ya da işlem de olabilir.

Bundan başka, bireysel başvuruya konu olabilecek olan kamu gücü işlemleri, bireyler bakımından bağlayıcı ve emredici olan kamu gücü işlemleridir. Bir başka ifadeyle, başvuru konusu olabilecek işlemin bireyin temel anayasal hakkını ihlal etmesi gerekeceğinden, genel direktifler, kurum iç görüş bildirimleri, bilirkişi raporları, öneri ya da tavsiyeler gibi bağlayıcı nitelikte olmayan işlemler bireysel başvuru konusu edilemez.

3. Taraf Ehliyeti / Taraf Sıfatı (Kimler Başvuru yapabilir?)

Anayasanın 148. maddesinin üçüncü fıkrası da bireysel başvuruyu düzenlerken “herkes, …. Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir” demek suretiyle, bireysel başvuruda taraf ehliyetinin kapsamına herhangi bir sınırlandırma getirmemiştir. Hem gerçek kişiler hem de tüzel kişiler bireysel başvuruda taraf ehliyetine sahip olabilirler.

Bir hakkın ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine ancak o hakkın sahibi başvurabilmelidir. Bu sebeple bireysel başvuru hakkı, ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal sebebiyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlere tanınmalıdır. Bireysel başvurunun hukuki niteliği, söz konusu işlem eylemler nedeniyle ilgilinin şahsına ait bir hakka yönelik mevcut ve doğrudan bir ihlalin varlığını gerektirmektedir. Bu nedenle potansiyel hak ihlali iddiasına dayanan ya da başvuranın kendi haklarıyla ilgili olmayan hususlar bireysel başvuru konusu edilmemelidir.
bireysel başvuruda taraf sıfatı, iki şartın varlığı ile kazanılmış olur:

a-      Başvuranın kendi temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürmesi,

b-      Başvuru konusu ihlalden kişisel, güncel ve doğrudan olarak etkilendiğini iddia etmesi ya da hukuki yararının bulunması.
 
6216 sayılı Kanun m.46-
(1)     Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.
 
(2)     Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir.
 
 (3) Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz

6216 sayılı Kanun’un Bireysel Başvuru Hakkına Sahip Olanlar başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasından da bireysel başvuruda ancak “kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin” taraf sıfatına sahip olabilecekleri anlaşılmaktadır. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi de başvurucunun kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmediği yönünde yorum yapması halinde kişi yönünden yetkisizlik gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.

6216 SAYILI YASANIN 46. MADDESİNE GÖRE BİREYSEL BAŞVURU YAPABİLECEK OLANLAR; 

a-Kural olarak mağdur statüsüne sahip (doğrudan, güncel ve kişisel bir hak ihlali doğan) her gerçek kişi bireysel başvuruda bulunabilmektedir.
b-Güncellik ile kastedilen başvuru konusu işlem, eylem ya da ihmalin başvurucuya ne zaman uygulandığı ya da uygulanacağıdır. Buna uygun olarak, başvurucunun başvuru yaptığı tarihte mağdur statüsünün geçerli olması, mağduriyetinin devam ediyor olması gerekmektedir.
c-Kişisellik ile kastedilen; başvuru konusu eylem, işlem ya da ihmalin başvurucunun bizzat kendisini etkilemesidir.
d-Doğrudanlık ile kastedilen ise başvuruya konu edilen eylem, işlem ya da ihmalin temel hak ihlalini gerçekleştirmesidir.
e-Mağdur statüsünden bahsederken dolaylı mağdur ve potansiyel mağdur olmak üzere iki ayrı mağdur statüsünden de bahsetmek gerekir: Dolaylı mağdurluk, bireysel başvurunun mağdurun kendisi tarafından değil, yakınları tarafından yapılmasıdır. Sadece yaşam hakkı ve işkence ve kötü muamele yasağı olmak üzere iki hak ile sınırlıdır. Diğer haklar bakımından geçerli değildir. Mağdurun yakınlarının kim olduğunun tayininde ise Medeni Kanun hükümleri uygulama bulur.
f- Kural olarak mağdur statüsüne haiz her gerçek kişi bireysel başvuruda bulunabilse de, yabancı gerçek kişiler bakımından sınırlama getirilmiştir. Münhasıran Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına tanınan haklar yabancı gerçek kişiler tarafından ileri sürülemez. Örnek olarak münhasıran Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına tanınan seçme ve seçilme hakkı yabancı gerçek kişiler tarafından başvuruya konu edilememektedir.
g- Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğine ait haklar hakkında bireysel başvuruda bulunabilir. Bu haklar mülkiyet hakkı, örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma hakkı gibi tüzel kişilik ile ilgili haklardır. Özel hukuk tüzel kişileri üyeleri adına başvuru yapamazlar. Örneğin dernek ve vakıflar kendi faaliyet alanlarına ilişkin dahi olsa üyeleri adına başvuru yapamaz. Bunun istisnasını sendikalar oluşturur. Sendikalar üyeleri adına başvuru yapabilir.

Kamu Tüzel Kişileri, Anayasa Mahkemesine Başvuru yapamazlar.

4. Başvuru Ehliyeti

Kişinin kendisinin ya da yetkili kılacağı bir temsilci aracılığıyla bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapabilme ehliyeti, dava ehliyeti olarak adlandırılmaktadır. Yargılama hukuku bakımından fiil ehliyetine sahip olan herkes, dava ehliyetine de sahiptir. 6216 sayılı Kanun’da dava ehliyeti ile ilgili olarak doğrudan bir hüküm bulunmadığından, bireysel başvurular hakkında karar vermeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin usul hukukuna göre başvuru ehliyeti hakkında da karar verebilmesi gerekmektedir.

5. Başvuru Yollarının Tüketilmiş Olması
Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun diğer hak arama yollarının tüketilmesinin ardından iç hukukta başvurulabilecek ikincil ve istisnai bir hak arama yoludur. Bu noktada diğer hak arama yollarının tüketilmesinden, bireysel başvurunun ikincil niteliğinden ve istisnai niteliğinden ne anlaşılması gerektiğine değinmek gerekmektedir.

a)    Bireysel Başvurunun İkincil Nitelikte Olması

İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi ve Anayasanın üstünlüğünün sağlanması öncelikle yasama organı, idare ve diğer yargı mercilerinin görevidir. Öyle ki, yasama organı, idare ve olağan yargı mercileri, bireysel hak ihlallerinin önlenmesinde daha etkin konumdadırlar. Bu sebeple söz konusu şikâyetlerin Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmesinden önce ilgili mercilerin bu ihlalleri gidermeleri beklenmektedir. Bu sebeple bireysel başvuru ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvurunun bu niteliği Anayasanın 148. maddesinde ve 6216 sayılı kanunun 45. maddesinde de somutlaştırılmıştır.

Bireysel başvurunun ikincil niteliğiyle ilgili olarak özetle, idari ve yargısal başvuru yollarının tüketilmesinde, başvuranların kanunda öngörülen olağan kanun yollarına müracaat etmiş ve davalarını hukuk sisteminin benimsediği en yüksek makama kadar taşımış olmaları gerekmektedir. Bunun bir diğer sonucu ise, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini ilk olarak süresi içinde yetkili idari makamlara ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunmuş, ayrıca bu süreçte dava başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasının gerekmesidir. Öyle ki, Anayasanın ve kanun öngördüğü başvuru yollarının, tüketilmiş sayılabilmesi için ileri sürülen şikâyetin konusunun en azından özü itibarıyla bu makam ve merciler önünde ileri sürülüp bu hususta dikkatlerinin çekilmesi zorunludur. İkincillik ilkesine göre, kişilerin ihlali giderecek mahkemelere sadece biçimsel olarak başvurmaları yeterli değildir. ihlâllerin içeriğini de buralarda ileri sürerek bunların giderilmesi için çaba sarf etmeleri gerekmektedir.

Önemli Bilgiler;
-Olağan kanun yollarının tüketilmesi ile kastedilen olağan idari, cezai ve yargısal başvuru yollarının tüketilmiş olmasıdır.
-Hukuk yargılamasında istinaf ve temyiz incelemesinin bitmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında da itiraz, istinaf ve temyiz incelemesinin bitmiş olmasıdır.
– İdari yargıda istinaf, temyiz ve öngörülmüşse karar düzeltme yoluna başvurulmasıdır
 -Karar düzeltme yolu zorunlu ise başvurulması gerekmektedir. Aksi takdirde başvurulması zorunlu değildir. Karar düzeltme yoluna başvurulmamışsa, temyiz onama kararının tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde başvurulması gerekmektedir. Karar düzeltme yoluna başvurulmamışsa karar düzeltme süresinin sonunun beklenilmesine gerek yoktur. Karar düzeltme süresinin sonunda 30 günlük süre başlamaz.
-Tutuklulukta itiraz sürecinin sona ermesi ile olağan kanun yolları tüketilmiş kabul edilmektedir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal iddiasında tüketilecek bir başvuru yolu olmadığından yargılama devam ederken başvuru yapılabilmektedir.
-Sanık tarafından HAGB uygulandığından bahisle başvuru yapılması halinde kural olarak hüküm açıklanmadığı ve sonuç doğurmadığından bahisle mağdur statüsünün yokluğundan gerek Anayasa Mahkemesine gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru mümkün değildir. Bunun istisnasını ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü oluşturur. Anılan hak ihlallerinde HAGB istemine karşın Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru mümkündür.
– İfade özgürlüğü ile kişilik haklarının çatıştığı durumlarda başvurucunun ceza kovuşturması dışında özel hukuk yargılaması yani tazminat yolunu da tüketmiş olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı haline gelen tazminat yolunun tüketilmesi şartını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de takip etmektedir. Sadece ceza yargılamasına konu edilmesi durumunda iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.
-Tıbbi ihmal ve mobbing davalarında da Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince ceza yargılaması dışında tazminat yolunun da tüketilmiş olması şartını aramaktadır. Aksi takdirde iç hukuk yollarının tüketilmediğinden bahisle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.

b)    Bireysel Başvurunun İstisnai Nitelikte Olması

Anayasa’nın 148. Maddesinin dördüncü fıkrası; Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılmaz.
 
6216 sayılı Kanun’un 48. Maddesinin 2. Fıkrası; Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.
 
6216 sayılı Kanun’un 49. Maddesinin 6. Fıkrası; Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Anayasanın 148. maddesinin 4. fıkrasında ise bireysel başvurunun istisnai niteliği vurgulanmaktadır. Söz konusu hüküm ile bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı düzenlenmektedir. Buna göre, bireysel başvurunun, istinaf ya da temyiz benzeri veya onların uzantısı bir başvuru yolu gibi kullanılması yasaklanmış olmaktadır. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi, somut olayı salt anayasa hukuku açısından, sadece bir hak ve özgürlük ihlali iddiasının incelenmesi yönüyle incelemelidir.53 Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları incelerken bir “süper temyiz mercii” gibi davranmamalıdır. Temyiz ve istinaf yargılamalarında ilk derece mahkemelerinin hukuki olaylara ve delillere ilişkin değerlendirmeleri doğru yapıp yapmadıkları, mahkemelerin yaptıkları işlemlerin kanunlara uygun olup olmadığı ve kuralların doğru uygulanıp uygulanmadığı değerlendirilir. Halbuki bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerin bir kuralı yanlış uygulamaları neticesinde bireysel başvuruya konu olabilecek bir hak ihlal edilmediği sürece bu hususu dikkate almayacaktır. Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerin hukuki olayı ve delilleri değerlendirirken, kanunları uygularken bireysel başvuruya konu olabilecek bir hakkı ihlal edip etmediklerini ve ihlal varsa bu ihlallerin bireysel başvuru yolu dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceğini inceler.

c- Tüketilmesi Gerekli Başvuru Yolunun “Mevcut” ve “Etkili” Olması

Anayasa Mahkemesinin başvurucudan tüketmesini beklediği hukuk yolları “mevcut” ve “etkili” olan yollardır. Bu sebeple, başvurucudan, başvurusunu Anayasa Mahkemesine getirmeden, bu iki şartı karşılamaması nedeniyle önceden neticesi olduğu bilinen hukuk yoluna gitmesi beklenmemelidir. Hukuk sistemimiz içerisinde etkili olmayan başvuru yoluna örnek olarak Kamu Denetçisine, Cumhurbaşkanlığına, TBMM Dilekçe Komisyonuna yapılan başvurular sayılabilir.
Bir hukuki tazmin yolunun “mevcut” sayılması başvurucunun Bireysel başvuruda bulunduğu esnada varlığını ve bireyler açısından doğrudan ulaşılabilir olmasını ifade eder. Bu bakımdan tüketilebilecek bir hukuk yolu yok ise, başvurucunun doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi gerekir. Bireysel başvuruda bulunulduktan sonra başvuru konusu ihlali gidermeye yönelik yeni bir hukuki tazmin yolunun ihdas edilmiş olması, normal koşullar altında başvuranın bu yeni hukuk yolunu da tüketmesini gerektirmez.

Bireysel başvuru yönünden bir hukuk yolunun “etkili” olup olmaması da üzerinde önemle durulması gereken bir başka konudur. Hukuk yoluna yapılan başvuru neticesinde ihlalin ortadan kaldırılması söz konusu olmuyorsa, yani verilen karar etkisiz ise yine bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken yollardan biri olarak değerlendirilmemelidir. (“Twitter Kararı” olarak bilinen 2014/3986 başvuru numaralı ve 2.04.2014 tarihli ihlal kararı bkz.)

6 .  Başvuru Süresi

6216 sayılı Kanun m. 47/5 Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 64/1 Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde yapılması gerekir.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 59/3 Başvuru formuna aşağıdaki belgelerin ya da onaylı örneklerinin eklenmesi zorunludur: (d) Nihai karar ya da işlemi öğrenme tarihini gösteren belge

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulurken iki çeşit süre şartının sağlanmış olması gerekmektedir. Bunlardan birincisi mahkemenin yetkisi bakımından süre şartının sağlaması, ikincisi ise başvuru usulü bakımından süre şartının sağlanmasıdır. Anayasa Mahkemesi, 23.09.2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu tarihten önce kesinleşen kararların Anayasa Mahkemesi tarafından incelenebilmesi mümkün değildir. Bu durum dikkate alınmaksızın yapılacak başvurular Anayasa Mahkemesi tarafından “zaman bakımından yetkisizlik” sebebiyle kabul edilmemektedir. Bu süre şartı, mahkemenin yetkisi bakımından sağlanması gereken süre şartıdır.
Süre bakımından sağlanması gereken ikinci şart ise başvuru usulü bakımından sağlanması gereken süre şartıdır. Bireysel başvurunun kişisel ve güncel bir temel hak ihlalinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir anayasal kurum olması, başvuruların belli bir süre içinde yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bireysel başvurunun gerçek bir hukuki güvence teşkil edebilmesi, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılabilir nitelikte olmasıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle başvurunun kanun yollarını tüketen nihai işlemin başvurucuya tebliğ edildiği tarihten veya kanun yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten başlayarak belli bir süre içinde yapılması gerekmektedir. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin 5. fıkrası gereğince bu süre 30 gün olarak öngörülmüştür. Otuz günlük bu sürenin başlangıç tarihi olarak kesinleşmiş kararın kişiye tebliğ ya da tefhim tarihi ele alınır. Diğer hallerde ise kişinin ihlali öğrendiği tarih, sürenin başlangıcına esas alınır.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR;

1-Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.
230 günlük süre kuralı başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren başlar.
3Öğrenme biçimleri “nihai kararın gerekçesinin tebliği”, “nihai kararın gerekçesinin öğrenilmesi (UYAP üzerinden)” ,“dosyadan suret alınması” ile “nihai kararın gerekçesini öğrendiklerinin beyan edilmesi” olarak kabul edilebilmektedir. Ceza yargılamasında nihai kararın tebliğ edilmediği durumlarda özen yükümlülüğü kapsamında kararın derece mahkemesine ulaşması suretiyle gerekçesinin erişilebilir olmasının en geç 3 ay içerisinde taraflarca bilindiği ve öğrenildiği kabul edilmektedir. Başvuru süresi “3 ay+30 gün” dür. Nihai kararın gerekçesinin öğrenilmediği ancak “yakalama” gibi cezanın sonucunun infaz aşaması ya da “müddetname” gibi hiçbir zaman tebliğe çıkmayacak durumlar ve “ödeme emrinin tebliği” suretiyle öğrenildiği durumlarda başvurucunun nihai kararın sonucundan haberdar olduğundan bahisle 30 günlük sürenin başlangıcı kabul edilmektedir.
4- Başvurunun yapıldığı tarih başvuru formu harç tahsil formuyla birlikte verildiğinde alındı belgesinde ya da yurt dışı temsilciliklerinde kayıta alındı belgesinde yer alan tarihtir.
 5- Son başvuru günü olan 30. günün hafta sonuna gelmesi durumunda başvuru için son gün hafta sonunu müteakip ilk iş günü Pazartesidir.
6- Adli tatil süreleri kesmez.
7- Bireysel başvuru doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılabileceği gibi diğer mahkemeler (ön bürolar), Cumhuriyet Başsavcılıkları, Ceza infaz kurumları ya da yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla da yapılabilir.

SÜRE NEDENİYLE MAZERET HUKUKU  

Anayasa Mahkemesi İç Tüzük m. 64/2 Başvurucu mücbir sebep veya ağır hastalık gibi haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvurusunu yapmadığı takdirde, mazeretinin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilir. Komisyonlar Raportörlüğünce mazeretin kabulünün gerekip gerekmediği yönünde karar taslağı hazırlanır. Komisyon, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek mazereti kabul veya reddeder.

7. Başvurunun Anayasal Önemi ve Önemli Bir Zarara Uğrama

6216 sayılı Kanun m. 48/2 Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvuruların kabul edilmezliğine karar verebilir.

Bireysel başvurunun kabul edildiği ülkelerde bir süre sonra, Anayasa Mahkemesinin iş yükünün önemli bir bölümünü bireysel başvuruların oluşturduğu ve bu nedenle Mahkemenin temel işlevlerini gereği gibi yerine getiremediği görülmüştür. Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin yukarıdaki şartların yanı sıra başvurunun, anayasal açıdan önem taşıması ve ihlal edilen hakkın, önemli bir zarara neden olması gerekmektedir. Başvurunun anayasal açıdan önem taşıması, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinde tanımlanmış bir şart olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna göre, anayasal açıdan önem taşıyan başvurular, Anayasanın yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşıyan başvurulardır.

Anayasal önem şartı ile temel hakları korumada esas görevin genel mahkemelere ait olduğunu belirtmekte ve Anayasa Mahkemesinin asıl görevinin Anayasayı yorumlamak, temel ilkeleri belirlemek ve genel mahkemelerin bu konudaki uygulamasını gözetmek olduğu vurgulanmaktadır. Bu şart ayrıca, Anayasa Mahkemesinin ayrıntılarla boğuşurken önemli meseleleri gözden kaçırması ve iş yükü altında işlevsiz hale gelerek başvuruları hiç ya da zamanında inceleyememesi gibi risklerin de belli ölçüde azaltılmasını sağlayacaktır.

 Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartları bakımından başvurunun anayasal açıdan önem taşıması şartının yanında ihlal edilen hakkın da önemli bir zarara neden olması gerekmektedir. AİHM de kendisine yapılan bireysel başvurularda 1 Haziran 2010 tarihinde yürürlüğe giren AİHS’ne Ek 14. Protokol ile birlikte önemli zarar şartını bir kabul edilebilirlik şartı olarak uygulamaktadır. AİHM, önemli zararı tespit ederken, başvurucunun daha önce ulusal düzeyde katlandığı zararı göz önünde tutmaktadır. Dikkate alınacak faktörlerden biri, münhasıran olmasa bile, zararın başvurucu üzerindeki parasal etkisidir (yakın tarihte söz konusu miktarın küçüklüğü nedeniyle kabul edilemez bulunan bir örnek Bock v. Almanya69). Mahkeme Ionescu v. Romanya davasında, başvurucunun 90 Euro olan mali zararının büyük olmadığını ve bu miktarı kaybetmesinin başvurucunun kişisel yaşamı üzerinde önemli bir etkisinin olacağına dair bir bilgi bulunmadığını kabul etmiştir.

8. Açıkça Dayanaktan Yoksun Olmama/olma

6216 sayılı Kanun’un kabul edilebilirlik şartlarını düzenleyen 48. maddesinin 2. fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin açıkça dayanaktan yoksun bulunan başvurular hakkında da kabul edilemezlik kararı verebileceği ifade edilmektedir. Madde metni göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa Mahkemesine yapılacak olan bir başvuru 6216 sayılı Kanun’un  45 ila 47. maddelerinde ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün ilgili maddelerinde sayılan bütün şekli kabul edilebilirlik koşullarını taşısa ve Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası kapsamında belirtilen temel hak ve özgürlükler ile bağdaşır olsa bile, Anayasa Mahkemesi yine de başvuruyu esasın incelenmesiyle ilgili nedenden dolayı kabul edilemez bulabilecektir.

Bir başvuru hakkında pek çok nedenle açıkça dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilemezlik kararı verilebilir. Fakat bu nedenleri genel olarak dört ana başlıkta toplamak mümkündür:
 – temyiz merci olmama
– açıkça ve bariz bir biçimde ihlalin olmadığının görülmesi
– kanıtlanmamış şikâyetler
– karmaşık ve zorlama şikâyetler.

a) Temyiz Mercii Olmama

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları incelerken, diğer mahkemelerin ve yüksek yargı organlarının üzerinde yer alan bir “süper temyiz” mercii gibi değil, temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla başvurulabilecek son bir hukuki çareyi uygulayacak bir yüksek mahkeme olarak hareket etmelidir. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez
.
b) Açıkça ve Bariz Bir Biçimde İhlalin Olmadığının Görülmesi

Başvurucunun şikâyeti, kabul edilebilirlikle ilgili bütün biçimsel koşulları taşımasına ve temyiz mercii başvurusu niteliğinde olmamasına rağmen, bireysel başvuruya konu haklardan birinin ihlal edildiğine dair herhangi bir belirti sunmuyorsa, bu başvuru açıkça dayanaktan yoksun bulunacaktır. Bu nitelikteki bir başvuruya ilişkin mahkeme doğal olarak başlangıçta şikâyetin esasını incelemekte, bir ihlal belirtisi bulamadığı takdirde daha fazla ayrıntıya girmeden kabul edilmezlik kararı vermektedir.
 Burada üç tür şikâyet arasında bir ayrım yapılmalıdır:
-Her Hangi Bir Keyfilik veya Adil Yargılanma İlkesine Aykırılık İşareti Bulunmaması
 -Amaçlar ile Araçlar Arasında Orantısızlık Görüntüsü Bulunmaması
– Esasa İlişkin Göreceli Basit Diğer Sorunlar

   c) Kanıtlanmamış Şikâyetler

Bireysel başvuruda, Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olan olaylarla ilgili deliller sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan bireysel başvuruya konu hakkın kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ispatlamak başvuru yapana düşer. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün “Bireysel başvuru formu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde de, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarının soyut olması ve ileri sürülen iddialara ilişkin etkili bir delil sunulmamış olması halinde başvurunun kanıtlanmamış şikâyet gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.

d)    Karmaşık ve Zorlama Şikâyetler

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun başvuruya konu ettiği maddi olayların veya iddia ettiği haksızlıkların anlaşılmasını, objektif olarak imkânsız kılacak kadar çok karmaşık olan şikâyetleri açıkça temelsiz bularak reddedebilir. Aynı şekilde, zorlama başvurular, yani objektif olarak imkânsız, açıkça uydurulmuş veya açıkça sağduyuya aykırı olaylarla ilgili başvurular da açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle kabul edilemez bulunabilirler.

9- Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması

6216 s. Kanunun 51. Maddesinde  Bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine, yargılama giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 83; Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde her aşamada başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin iki bin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilebilir.
Mahkemeyi yanıltmak amacıyla kasten gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması, yanıltmaya yönelik bilgi belge sunulması, başvuruda gerçekleşen esaslı gelişmelerin bildirilmemesi, başvurunun seyrini değiştirecek gelişmelerin saklanması, Mahkeme’ye meşru eleştiri sınırlarını aşacak tehdit, hakaret, istismar edici üslup kullanılması, ölen başvurucu adına başvuruda bulunulması başvuru hakkının kötüye kullanılmasına örnektir.

 ÖNEMLİ PRATİK BİLGİLER ;

1-Mahkeme önünde avukat ile temsil zorunlu mudur?
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuruda; herkes, avukat tarafından temsil edilmeksizin doğrudan başvurabilir. Anayasa Mahkemesinin duruşma açması durumunda da avukatla temsil zorunluluğu bulunmamaktadır
2-Avukatla temsil durumunda gerekli olan temsil belgesi nedir?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması için özel vekaletnameye ihtiyaç yoktur. Genel vekaletname ile başvuru yapılabilmektedir.
3. Bireysel başvuru formunu kimler imzalamak zorundadır?
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru formunun başvurucu ya da temsilci/avukat tarafından imzalanması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 59/2k’da “başvurucunun veya avukatının ya da kanuni temsilcisinin imzaları” şeklinde ifade edilmiştir.
4. Başvuru ücretli midir?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru harca tabidir. 2020 yılı başvuru harcı 446,90 TL’dir. Buna ilave olarak ayrıca vekalet sayısı kadar vekalet harcı yatırılmalıdır.
5. Adli yardım mümkün müdür?
Mahkemeye başvuruda başvurucu buna ilişkin koşulları belgeleyebilmesi durumunda adli yardımdan faydalanabilir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru formunda son sayfada adli yardım talebinin belirtildiği kutucuk bulunmaktadır.
 6. Başvuru kimin aleyhine yapılır? Başvuruda karşı taraf kimdir?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya konu idarenin eylem, işlem, ihmal ya da mahkeme kararıdır. Dolayısıyla karşı taraf, husumet yöneltilen taraf bulunmamaktadır. Her ne kadar bireysel başvurunun kabul edilebilir bulunmasından sonra Adalet Bakanlığına başvurunun bir örneği gönderilip görüş istenilse ya da Mahkemenin resen topladığı bilgi ve belgelerde görüşlerini sunabilmesi için Adalet Bakanlığı’na gönderilse de Adalet Bakanlığı başvurucunun aleyhine başvuru yaptığı kamu otoritesi değildir. Adalet Bakanlığının görüşünün istenilmesi Adalet Bakanlığını hasım mevkiine almaz. Nitekim Adalet Bakanlığı her dosyada görüş sunmamaktadır.
7. Mahkeme bilirkişi atayıp şahitleri dinleyebilir – yerinde inceleme yapabilir mi?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda bilirkişi incelemesi ve keşif talep edilebilmektedir.
8. Mahkeme duruşma açar mı?
Anayasa Mahkemesi önündeki usul yazılı usuldür, başvurular dosya üzerinden incelenmektedir. Ancak; Mahkeme bazı durumlarda duruşma açabilmektedir. Mahkeme için duruşma istisnaidir. Aksi kararlaştırılmadıkça duruşmalar kamuya açıktır.
9- Mahkeme başvurulara öncelik verebilir mi?
Kural olarak bireysel başvurular Anayasa Mahkemesinde geliş sırasına göre karara bağlanır. Ancak; Mahkeme de başvuruların konuları itibariyle yaşam hakkı ve işkence yasağı hak ihlali iddiaları gibi önem ve aciliyetini gözeterek bazı dosyalara öncelik tanıyıp incelemeye alabilmektedir.
10. Mahkeme tedbir kararı verebilir mi?
 Anayasa Mahkemesi tedbir kararını yaşam hakkı, işkence yasağı gibi başvurucunun maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlikenin bulunduğunun anlaşılması üzerine; bilhassa son zamanlarda sıklıkla sınır dışı edilmelerde verilmektedir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru formunda “tedbir” başlığı altında tedbir talebi ve buna ilişkin gerekçelerin belirtilmesi gerekmektedir. İhtiyati tedbir talebi gerekçeli olmalı, bu iddiayı destekleyen belgeler eklenmelidir. Sınır dışı iddiasında sınır dışının gerçekleşeceği tarih ve saat belirtilmelidir. Tedbir kararı ile kamu gücü işleminin icra/infaz edilebilirliği tedbiren durdurulmaktadır.
11. Mükerrer başvuru nedir?
 Mükerrer başvuru aynı olay, olgu ve ihlal iddialarına ilişkin yeniden başvuru yapılmasıdır. Mükerrer başvuru daha önce Mahkemece incelenmiş ve karara bağlanmış bir başvuru olabileceği gibi henüz incelemede olan bir başvuruya ilişkin de olabilir. Anayasa Mahkemesi aynı başvuru konusuna ilişkin aynı başvurucu tarafından yapılan ve Mahkemece daha önce incelenmiş başvurularda, başvurunun reddine karar verebilir. Öte yandan henüz inceleyip karara bağlamamışsa başvuruların birleştirilmesine de karar verebilir.
 12. Başvuru formu ekine sunulan mahkeme kararlarının/belgelerin asıllarının/onaylı suretlerinin konulması zorunlu mudur?
Anaysa Mahkemesi dayanılan belgelerin asıllarını veya onaylı suretlerini talep etmektedir. Dayanılan belge ve mahkeme kararlarının asılları sunulmuyorsa Mahkemeden aslı gibi yaptırılması gerekmektedir. Mahkeme, Avukatlık Kanunu’nun avukata tanıdığı yetki uyarınca avukatın başvuruya konu mahkeme kararını aslı gibidir yapma yetkisi vermektedir.
Bu çerçevede Mahkemece başvuruyu yapan avukatın vekaletinin bulunduğu dosyalarda başvuru konusu mahkeme kararını aslı gibidir yapması kabul edilmektedir.
13. Başvuru formu ve ekindeki eksikliklerin giderilmesi mümkün müdür? İdari ret nedir?
 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (6) ve İçtüzük’ün 66. maddesinin 2. ve 3. Fıkraları uyarınca başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde bu eksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline on beş günü geçmemek üzere bir süre verileceği ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği düzenlenmiştir. 15 günlük kesin süre içerisinde tamamlanmayan noksanlıklar neticesinde Komisyonlar Baş raportörü tarafından başvuru reddedilebilmektedir. Komisyonlar Baş raportörünün bu kapsamda verdiği ret kararına (idari ret kararı) tebliğinden itibaren yedi (7) gün içinden itiraz yolu öngörülmüştür. Yapılan itiraz Komisyon tarafından kesin olarak karara bağlanmaktadır.
14. Kabul edilemezlik kararlarına karşı itiraz edilebilir mi?
Anayasa Mahkemesinin verdiği kabul edilemezlik kararları kesindir, itiraz yolu öngörülmemiştir.
15. Mahkeme ile yazışma adresi ve başvuru formunun teslim edileceği adres neresidir?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptıktan sonra size başvurunuzun kayda alındığına dair alındı belgesi verilmektedir. Alındı belgesinde başvuru numaranız bulunmaktadır. Bu numara üzerinden başvuru dosyasındaki gelişmeleri, ek beyanları ve Mahkemenin sizinle yapacağı yazışmaları yapmanız mümkündür.
Mahkeme adresi; Ahlatlıbel Mah. İncek Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulv. No:4 Posta Kodu: 06805 Çankaya /ANKARA
16. Başvurudan feragat edilebilir mi?
 Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 80 uyarınca başvurucunun her aşamada başvurusundan feragat etmesi mümkündür. 6216 sayılı Kanun m. 50 uyarınca feragat halinde başvuru hakkında düşme kararı verilir.
17. Düşme kararı hangi hallerde verilir?
 Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 80-(1)
 Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:
a) Başvurucunun davadan açıkça feragat etmesi
b) Başvurucunun davasını takipsiz bıraktığının anlaşılması
c) İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması
 ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.
(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hallerde incelemeye devam edebilir.
18. Mahkeme taleple bağlı mıdır?
Mahkeme, başvurucunun talebiyle (formda belirtilen talep ile) bağlıdır. Talepten fazlaya hükmetmemektedir. Bireysel başvuru ile Anayasa Mahkemesinden başvuru konusu hakkın ihlalinin tespiti ile yeniden yargılama, belgelendirmek suretiyle maddi tazminat ve manevi tazminat ile yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedebilir. Anayasa Mahkemesi istisnai olarak manevi tazminata hükmeder.
19. Hükmedilen masraf ve tazminatların icrası nasıl gerçekleşir?
 Anayasa Mahkemesinde ödemeler, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içerisinde yapılmaktadır. Ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmaktadır.
20. Mahkeme Kararlarına nereden ulaşabilirim?
Anayasa Mahkemesinin resmi sayfasında; www.kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr.
 “Kararlar Bilgi Bankası” arama motorundan kararların taranması mümkündür.
21. Başvuru Formuna nasıl ulaşabilirim VE dikkat edilmesi gereken hususlar?
1 Ocak 2019 tarihi itibariyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru formunun kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Mahkemenin resmi sayfalarında PDF olarak başvuru formlarına ulaşabiliyorsunuz ve ihtiyacınız olan Adobe Reader programının yüklü olması gerekiyor. Ancak buna rağmen başvuru formları hiç açılamayabiliyor ya da başvuru formunun indirilmesi oldukça zaman alıyor. Başvuru formlarını masaüstünüze kaydedip masaüstünüzden açtığınızda daha kolay açılabiliyor.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru formu toplamda 10 sayfa olmalı ancak 10 sayfa daha açıklama eklemeniz mümkün. 
AYM formunda birden fazla başvurucunun olması durumunda buna ilişkin sayı bildiren bir kutucuk bulunmaktadır. Başvurucu sayısı ve temsilci avukat sayısı kadar kişisel ilgili bilgilerin yer aldığı sayfaların sayıya uygun olarak çoğaltılması gerekmektedir.
Avukatla temsilin şeklen başvuru formlarının son sayfasında yer alan imza kısmında başvurucu/başvurucular vekili ya da vekilleri olarak ıslak imzayla yerine getirilmiş olması da ayrıca gerekmektedir.

Başvurucunun tüzel kişi olması durumunda mahkeme, tüzel kişilik temsilcisinin temsile yetkili olduğuna dair imza, sirküleri, seçim mazbatası ya da ticaret sicil kaydı gibi belgeleri aramaktadır.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularda vekaletnamenin avukat tarafından aslı gibidir yapılması, harçlandırılması ve baro pulunun vekaletname üzerinde yapıştırılması gerekmektedir. Bugün Anayasa Mahkemesine bireysel başvurular genel vekaletname ile yapılmaktadır. 

Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği belgeleri başvuru formu ekinde sunmakla yükümlüdür. Ne var ki, başvurucunun dayandığı belgeler bir resmî kurumun elinde bulunuyor ve başvurucu bunları temin için her türlü hukuki girişimlerini yapmasına rağmen bu bilgi ya da belgeler kendisine verilmiyorsa, başvurucunun bunlara erişememe nedenlerini delilleri ile birlikte formda belirtmesi gerekmektedir. Mahkeme, başvuruyu sonuçlandırmak için belirtilen bilgi ya da belgelerin temin ve incelenmesinin gerekli olduğuna karar verdiği takdirde ilgili kurum ya da kuruluştan söz konusu bilgi ve belgeleri resen talep edebilir.
Başvuru formu ve eklerinde sunulan hususlara ilişkin sonraki aşamalarda değişiklikler ortaya çıktığında ya da tamamen yeni bir durum belirdiğinde başvurucunun bu hususu en kısa sürede Anayasa Mahkemesine yazılı olarak bildirmesi gerekmektedir. (Örn: Başvurucunun ölümü)  Sonradan meydana gelen değişikliklerin Anayasa Mahkemesine bildirilmemesinden doğan her türlü sorumluluk başvurucuya aittir.

BİREYSEL BAŞVURULARDA “KABUL EDİLMEZLİK “ VE “İDARİ RET” KARARLARININ YÜKSEK OLMASI MAHKEMENİN KATI ŞEKLİ UNSURLARA BÜYÜK ÖNEM VERMESİNDEN KAYNAKLANMAKTADIR. BU NEDENLE SONUÇ ALICI BİR BAŞVURU İÇİN  ÖNCELİKLİ OLARAK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUS, BAŞVURU FORMU VE YUKARIDA BELİRTTİĞİMİZ KABUL EDİLEBİLİRLİK KRİTERLERİNE AZAMİ BİR HASSASİYET GÖSTERİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

Kaynaklar;
Anayasa mahkemesine bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartları- Arş. Gör. Kahan Onur ARSLAN
Avukatlar için Karşılaştırmalı AYM-AİHM Kabul Edilebilirlik Rehberi-Av. Revşan Deniz YILDIRIM ÇOBANOĞLU
Ankara Barosu- 66 soruda Anayasa Mahkemesine bireysel Başvuru