Barış Hakkı


Savaşın kazananı,
Barışın kaybedeni olmaz…

Dünya tarihi, bir savaşlar tarihidir desek yanlış bir değerlendirme yapmış olmayacağı kanaatindeyiz. İnsanlık tarihi boyunca  hakimiyet ve iktidar olma güdüsü dünyamızı bir savaş cehennemine çevirmiştir. Sonuç itibariyle yıkıcılığı, travmatik sonuçları ve yaratılan tüm insani değerleri yok eden savaşlar, maalesef bugünkü dünyamızda da en acı şekliyle varlığını devam etmektedir. 2013 te yapılan bir araştırmaya göre 3400 yıllık insanlık tarihinin sadece % 8 inde savaş olmadığı tespit edilmiştir.
 
Dünyada 5 bin 600 yılda toplam 15 bin 500’ün üzerinde bölgesel ya da ulusal savaş yaşandı. 3 milyar 700 milyon insan öldü.
I. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 14’ü, II. Dünya Savaşı’nda ölen her 100 kişiden 70’i, 1990’lardaki savaşlarda ölen 100 kişiden 90’ı sivildi.
1945-1992 yılları arasında gerçekleşen 149 savaşta 23 milyondan fazla insan öldü. Bunun yalnızca 3 milyonunu askerler oluşturdu. Bilinen o ki, savaşlarda genellikle 1 askerin ölümüne karşılık 1 sivil doğrudan, 14-15 sivilse açlık, susuzluk, bulaşıcı hastalıklar gibi nedenlerden ölmektedir.
Dünyanın en kanlı savaşı olarak tabir edilen II. Dünya Savaşı’nda 40-50 milyon insan yaşamını yitirdi. Nükleer silahların kullanıldığı tek savaş olarak da tarihe geçmiş durumdaki söz konusu savaş aynı zamanda Yahudi soykırımı gibi kitlesel sivil ölümlerinin de yaşandığı bir savaştır.
Birinci Dünya Savaşı 50 milyon kişinin ölmesine, 90 milyon kişinin de sakat kalmasına yol açtı.
 
Bir insan hakkı olarak da tavsif edilebilen barış hakkı, üçüncü kuşak haklardan olup, bir kolektif ve  grup hakkıdır. Bu hak bu yönüyle negatif ve bireysel hak niteliğindeki medenî ve siyasî haklardan ayrılmaktadır. Barış hakkı, aynı zamanda devletin müdahalesi gerektirdiği için pozitif sayılan ve bireylerin yanı sıra birey gruplarının da istifade ettiği iktisadi, sosyal ve kültürel haklardan da ayrılmaktadır; çünkü barış hakkına sahip olan birimler, bireylerden başlayarak, gruplar, toplumlar ve hatta uluslararası toplumun bütünüdür. Bu hakkın sorumluluk yüklediği birimler ise yalnızca ulusal devletler değil, aynı zamanda başka devletler, bazı uluslararası örgütler ve ulusötesi başka bazı aktörlerdir.
 
Barış hakkı, herkesin uluslararası barış ve güvenlik şartları içerisinde yaşama hakkına sahip olduğu ve ekonomik, sosyal, kültürel haklar ile medeni ve siyasal haklardan bütünüyle istifade etme fikrini kapsayan bir kavram olarak tanımlanmaktadır.
 
 1945 tarihli BM Şartı’nın BM’nin amaçları başlıklı 1. Maddesinde barış hakkı, ‘Uluslararası barış ve güvenliğin temin edilmesi ve barışı korumak ve barışı tehdit eden faaliyetleri önlemek için etkili kolektif önlemler alınması’ cümlesinde düzenlenmiştir.
 
1949 Cenevre Sözleşmelerinin kabulünden sonra bireylerin korunması amacıyla insancıl hukuk fikri ortaya çıkmıştır. Savaş hukuku ile ortaya çıkan “insancıl hukuk” savaşa karışmayan ya da savaşı bırakan insanları korumaya dönük kuralların hukukudur.  insancıl hukuk; silahlı çatışmanın “meşruiyetini” sorgulamayan ve savaşan devletler hangileri olursa olsun, ölümleri, insan hakkı ihlallerini, insanların kitlesel imhasını, kan ve gözyaşlarını, çekilen eziyetleri biraz olsun azaltabilmek için ve özellikle de “sivillerin korunmasına” yönelik hukuktur.
 
15 Kasım 1978’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda oy birliği ile kabul edilen bildiri: Her insan ırk, din, dil, cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin doğuştan barış içinde yaşama hakkına sahiptir” denilmektedir.
 
Barış hakkı adına önemli bir adım da, BM Şartı doğrultusunda kabul edilen Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası İlkeler Bildirgesidir. Bu bildirgede, uluslararası barışın korunması hususunda devletlerin işbirliği yapacağından bahsedilmiştir.
 
Hakkın somut olarak ve diğer haklardan bağımsız bir şekilde ele alınması 1984 tarihli BM Halkların Barış Hakkına Dair Bildirgesi’yle gerçekleşmiştir.
 
Barış hakkı’nın temel unsuru olan vicdani ret,  AİHM kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. Maddesi olan ‘din, vicdan ve düşünce özgürlüğü’ ile ilişkilendirilmiştir. Ancak; Barış Hakkı AİHS’de düzenlenmemiştir.
 
1981 yılında imzaya açılan ve 1986 tarihinde yürürlüğe giren Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’nın 23. Maddesi’nde “Tüm halkların ulusal ve uluslararası düzeyde barış ve güvenlik içinde yaşama hakkı vardırdenmektedir.
 
1992 Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı Rio Bildirisi 24 ve 25. maddelerde savaşların kalkınmaya yıkıcı etkide bulunduğu vurgulanır. Barış, kalkınma ve çevrenin korunmasının karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu ve bu hakların bir bütün oluşturduğu vurgulanır.
1995 tarihli Kopenhag Toplumsal Kalkınma Zirvesinde kabul edilen Kopenhag Bildirisi‘nde de sosyal adalet ile barış arasındaki ilişkiye dikkat çekilmektedir.
Barış hakkı konusunda en somut ve detaylıca anlatımda bulunan bildiri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 12 Kasım 1984 tarihli 39/41 sayılı kararına konu olan “Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri”sinin 1. Maddesi’nde “Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ilan eder” demektedir.
BM 1999 yılında da, “Bir Barış Kültürü Hakkında Bildiri” kabul ve ilan etmiştir.9 maddelik Bildiri’nin 1.maddesinde, barış kültürünün ne olduğu anlatılır. 
“madde 1 Bir barış kültürü,
a) yaşama saygı gösterme, şiddete son verme ve eğitim, diyalog ve işbirliği yoluyla şiddetten arınmışlığı (şiddetsizliği), geliştirme ve uygulama,
 b) Birleşmiş Milletler şartı ve uluslararası hukuk uyarınca, Devletlerin egemenliğine, ülke bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına tam olarak saygı gösterme ve her hangi bir devletin zorunlu olarak iç yargı yetkisi içindeki hususlara müdahale etmeme;
 c) Bütün insan haklarına ve temel özgürlüklere tam olarak saygı gösterme ve geliştirme (ileriye götürme);
 d) Uyuşmazlıkların barışçıl çözümünü taahhüt etme;
e) Şimdiki ve gelecek kuşakların gelişmeye (kalkınmaya) ve çevreye dair ihtiyaçlarını karşılama çabasını gösterme;
 f) Gelişme hakkına saygı gösterme ve bu hakkı geliştirme (ileriye götürme);
 g) Kadınların ve erkeklerin eşit haklara ve imkanlara (fırsatlara) sahip olmasına saygı gösterme ve bunu geliştirme;
h) Herkesin ifade, görüş ve bilgi özgürlüğü hakkına saygı gösterme ve bunu geliştirme;
 i) Toplumun her düzeyinde ve uluslar arasında özgürlük, adalet, demokrasi, tolerans, dayanışma, işbirliği, çoğulculuk, kültürel çeşitlilik, diyalog ve anlayış ilkelerine bağlılık; unsurlarına dayanan ve ulusal ve uluslararası çevreyi barışa uygun kılmak suretiyle pekiştirilen, bir değerler, tavır alış (tarz/tutum takınma) gelenekler ve davranış modelleri ve yaşam biçimleri manzumesidir.”
 
Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmenin 20. Maddesinde SAVAŞ PROPAGANDASI YASAKLANMIŞTIR. 1. Her türlü savaş propagandası yasalarla yasaklanır. 2. Ulusal, ırksal ya da dinsel nefretin ayrımcılık, düşmanlık ya da şiddete kışkırtma şeklini alacak biçimde savunulması yasalarla yasaklanır.” denilmektedir.
Bahsettiğimiz bildiri ve sözleşmelerde Barış hakkı, barış içinde yaşama ve Devletlerin sorumluluklarına bir çok kez vurgu yapılmış ve İnsanlığın ortak değeri olan “BARIŞIN” korunması gerektiği belirtilmiştir.
Barış hakkı, bireyler açısından da halklar açısından da bir insan hakkı olup, bir dayanışma hakkıdır. Barış hakkı, diğer bütün insan haklarının birbiriyle irtibatlı oluşu gibi diğer haklarla irtibatlıdır. Barış hakkı, silahsızlanma ile yoksullukla mücadelede de birlikte düşünülmesi gereken bir hak olup, insanlığın ortak önemli bir değeridir.