Basın Özgürlüğü




Basın hürriyeti kalkarsa vicdan, eğitim,
konuşma hürriyetleri de kalkar.                 
                                                                                      F.D. Roosevelt

Basın özgürlüğü; haber, fikir ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür. Bu özgürlük, bilgi ve düşünceleri serbest olarak toplayıp, yorum ve eleştiri yaparak çoğaltabilmek ve bunları serbest olarak yayımlayıp dağıtabilmek haklarını içerir. 1776’da Virginia İnsan Hakları Yasası’nın 12. maddesinde, basın özgürlüğünün özgürlüğün en güçlü kalelerinden biri olduğunu ve sadece despot hükümetler tarafından engellenebileceğini ilan edilmişti. 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, düşünce özgürlüğüyle birlikte düşüncelerin yayımlanmasına dair ifadeler barındırarak basın özgürlüğünü işaret eden ilk belgelerden biri olmuştur. 11. maddesinde “Düşüncelerin, fikir ve kanaatlerin başkalarına serbeste söylenmesi, insanın en değerli haklarındandır. Her vatandaş serbestçe konuşabilir, yazabilir ya da yayın yapabilir.” denmektedir. Basın özgürlüğünün, bir temel hak ve özgürlük olarak yerini alması ise ilk olarak 1787 tarihli ABD Federal Anayasasına 1791 tarihinde eklenen 1. ek maddeyle olmuştur. Bunun ardından ise birçok devlet anayasalarında basın özgürlüğüne ilişkin düzenlemelere yer vermişler ve günümüzde de birçok anayasada basın özgürlüğü açıkça korunmuştur.
 Basın özgürlüğü kavramı, ifade özgürlüğünün bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. AİHM, demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını özellikle çizmektedir. Mahkeme’ye göre basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. AİHM’e göre basının bu görevi olmasaydı basın, vazgeçilmez “bekçi köpeği” (public watchdog) işlevini yerine getiremezdi. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ;  Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB) (m. 19), BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (MSHS) (m. 19) ve başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 10) olmak üzere, diğer uluslararası sözleşmeler ifade özgürlüğünü koruma altına alırlar.
Basın özgürlüğü;
a-)İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 18. Maddesi’nde,
b-)Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. Maddesi içerisinde,
c-)Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28,29,30,31. Maddeleri’nde
d-)2004 tarihli 5187 sayılı Basın Kanunu’nda düzenlenmiştir.
 Basın özgürlüğü alanındaki temel düzenleme Anayasa’nın 28. maddesinde yer almaktadır. Anayasa’nın 29. maddesinde süreli ve süresiz yayın hakkı 30. maddesinde basın araçlarının korunmasına yer verilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, basın özgürlüğünü bağımsız bir özgürlük olarak kabul etmemiş, basın özgürlüğünü ifade özgürlüğünün kullanım biçimlerinden biri olarak kabul etmiştir. Her ne kadar AİHS’in ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. Maddesi basın özgürlüğünün açıkça sözünü etmiyorsa da; AİHM, bu maddede ele alınan özgürlüklerin kullanılması bakımından basına özel statü tanıyan bir dizi ilke ve kuralı ortaya çıkaran kapsamlı bir içtihat hukuku geliştirmiştir. AİHM ilk kez Lingens Davasında basının siyasi hayatın bekçisi olduğunu belirtmiştir. Mahkeme siyasi tartışmalarda basın özgürlüğünün önemini şu şekilde vurgulamıştır:
“Her ne kadar basın başka şeylerin yanı sıra, kişinin şöhretinin korunması bakımından da konulmuş sınırları aşmamakla yükümlü olsa da, kamu çıkarı ile ilgili olan başka alanlarda olduğu gibi, siyasi alanlarda da bilgi ve fikirleri açıklamak basının görevidir. Basının sadece bu tür bilgi ve fikirleri açıklama görevi yoktur, halkı da bunlara ulaşma hakkı vardır.”
AİHM geliştirdiği basın özgürlüğü içtihadında, basına yönelik müdahaleleri ancak bazı hususlar söz konusu olduğunda gerekli görmüştür. Buna göre AİHM; basına yönelik hapis cezası gibi ağır yaptırımlar ancak, ‘nefret söylemi, şiddete tahrik’ gibi istisnai durumlarda verilebilir ve ancak bu şekilde 10. madde ile bağdaşabilir.(AİHM, Cumpănă ve Mazăre/Romanya Kararı) Mahkeme’ye göre; basının demokrasi açısından taşıdığı önem dikkate alınarak yapılan haberlerin bir dereceye kadar abartıya kaçabileceği hatta kışkırtmaya yer verebileceği kabul edilmiştir. (AİHM, Radio France ve diğerleri/Fransa Kararı)Mahkemece bu durumun basın özgürlüğüne müdahaleyi  veya sansürü haklı kılmadığı kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da basın özgürlüğüne verilen önemi görmek mümkündür. AYM, Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. ve Emin Aydın Kararları’nda özgür bir siyasal sistemde devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar basının ve aynı zamanda kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerektiği ve bu tür bir denetimin diğer denetim yolları kadar etkili ve önemli olduğunu ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, basın özgürlüğünü, herkes için geçerli ve yaşamsal öneme sahip bir özgürlük olarak görmektedir.
“Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.” (AYM,Fatih Taş Kararı, Bekir Coşkun Kararı)
Bununla birlikte, basın özgürlüğü sınırsız bir özgürlük değildir. Demokrasiyle birebir ilişkilendirilen bu kavramın sınırları her ülkede, söz konusu ülkenin demokrasi anlayışı ve demokratik sistemin işleyişi doğrultusunda bir takım sınırlamalara ve yasal düzenlemelere tabi tutulmaktadır. Basın özgürlüğü kavramı, basının meslek etiği çerçevesinde davranması gerekliliğini dışlamamakla birlikte, basının haber dilinin kendisi tarafından belirlenmesi özgürlüğünü de içerir ve bu anlamda basına bir özerk alan bırakır. Ancak bu noktada basının sorumluluk bilinci ile de hareket etmesi beklenmektedir.
AİHS’in başka bir maddesinde yer almayan ancak 10. maddede yer alan bir ifade “ödev ve sorumluluklar” ifadesidir. AİHS’e göre ifade özgürlüğü beraberinde ödev ve sorumluluklar getirmektedir. Bu noktada ifade özgürlüğüne müdahale gündeme gelebilmektedir. Özellikle siyasetçilerin, medyanın, belli kamusal makamlardaki kişilerin ifade özgürlüğünü kullanırlarken bu sorumluluk kapsamında hareket etmeleri gerekmektedir. Özellikle basın yayın organlarının nefret söylemi ve şiddete tahrikin yayılmasında bir araç olarak kullanılma tehlikesi dolayısıyla siyasi tartışmalarda ve gerilimlerde özel bir “ödev ve sorumluluk” altında oldukları kabul edilmektedir. AİHM örneğin nefrete, şiddete ve ayaklanmaya tahrik anlamına gelecek ifadelere yer veren medya kuruluşlarının düzensizliğin veya suç işlenmesinin bertaraf edilmesi amaçlarıyla sınırlamaya tabi tutulabileceğini ve Sözleşme’nin temel nitelikteki demokratik çoğulculuk ilkesine karşı çıkmak için ifade özgürlüğünün istismar edilmesini önlemek gerekçesiyle bu sınırlamanın haklı kılınabileceğini belirtmiştir. (Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi – 2,Ulaş Karan)
Anayasa Mahkemesi’ne göre de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü gibi mutlak ve sınırsız değildir.(AYM, Abdullah Öcalan Kararı) Basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerekse de, bu özgürlük aynı zamanda ilgililerin, meslek ahlâkına saygı göstererek doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde, iyi niyetli olarak ve sorumluluk bilinci ile hareket etmelerini de zorunlu kılmaktadır.(AYM,Tuğrul Culfa Kararı)
Basın özgürlüğü konusunda gündeme gelen bir diğer durum da haber kaynaklarının korunmasıdır.  AİHM, Goodwin/Birleşik Krallık, AYM Mehmet Baransu (2) ve AYM, Yasemin Çongar ve Diğerleri Kararlarında haber kaynaklarının korunmasını basın özgürlüğünün korunmasının önemli koşullarından birisi olarak görülmüş ve basın mensuplarının haber kaynaklarının gizliliğinin korunması hususunda AİHS’in 10. Maddesinden yararlanabileceği ifade edilmiştir.
“Haber kaynaklarının korunmaması halinde basın, kamuoyuna doğru ve güvenilir bilgi sunma ve dolayısıyla demokratik toplum bakımından hayati önemi haiz olan halkın gözcülüğü görevini gerektiği gibi ifa edemez.”(AİHM Roemen ve Schmit/Lüksemburg, AYM Yasemin Çongar ve Diğerleri Kararı)
Gerek Anayasasının 28. maddesi, gerek AİHS’nin 10. maddesi, gerekse de AİHM’in vermiş olduğu kararlar dikkate alındığında basın özgürlüğünün sınırları;
1-Başkalarının şöhret ve haklarının korunması,
2-Devletin ve toplumun korunması,
3-Ahlâkın korunması  olmak üzere üç kategori altında toplanabilir.
AİHM; ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışması hâlinde çatışan menfaatlerin dengelenip dengelenmediğini, dolayısıyla müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeye yönelik bazı kriterler geliştirmiştir. AİHM içtihatlarında bu kriterlerin değerlendirilerek kişilik hakları ile ifade özgürlüğü çatışmasında dengenin oluşturulması gerektiğini belirtmektedir. Bu kriterler şunlardır:
 a-)Basında yer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir  
      tartışmaya sağladığı katkı,
b-)Hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve yazının amacı,
c-) İlgili kişinin yayından önceki davranışı,
d-) Bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu,
 e-)Yayının içeriği, biçimi ve sonuçları,
 f-) Yaptırımın ağırlığı 
 
AİHM; bir bilginin yayımlanmasının ulusal güvenlik nedeniyle sınırlandırılabileceğini belirtmektedir. Ancak ulusal güvenliği tehdit eden bir düşünce açıklamasının AİHS’nin koruması dışında kalabilmesi için söz konusu sınırlamanın demokratik bir toplumda gerekli olması ve sosyal ihtiyaç baskısı oluşturması gerekmektedir. Mahkeme’ye göre bir yayının salt içerik olarak ulusal güvenliği tehdit eder nitelikte olması o yayının sınırlanmasını haklı göstermez. Aynı zamanda o yayının ortaya çıkardığı potansiyel tehlike de dikkate alınmalıdır. Ulusal güvenlik, basın özgürlüğünü sınırlandıran bir neden olarak Anayasa 26. maddede de düzenlenmiştir. Anayasa’nın 26. maddesinin 2. fıkrasına göre “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, …amaçlarıyla sınırlanabilir.”
Genel ahlak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesinde bir sınırlama nedeni olarak sayılmıştır. Bu kavrama objektif bir anlam verilmesi konusu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin organlarının önüne gelen davalarda da ele alınması gereken bir sorun olarak belirmiş ancak genel ahlak ile ilgili kararlara baktığımızda, ahlaki değerlerin korunması zorunluluğunun zamana ve mekâna göre değiştiğinin, devletlerin değişen iç hukuklarından tek biçimli bir Avrupa ortak ahlak kavramının çıkartılamayacağının belirtildiği görülmektedir. AİHM; sözleşmeci her devletin, demokratik bir toplumda ahlakın korunması için gerekenler hakkında farklı yaklaşımlara sahip olabileceğini kabul etmiş ve genel bir Avrupa ahlak anlayışının objektifleştirilmesi yerine, yerel ölçütlere ağırlık vermiştir. Yani taraf devletler genel ahlak konusunda geniş bir takdir marjına sahiptirler. Fakat devletlere tanınan bu takdir marjı sınırsız olmayıp, bu takdir marjı demokratik toplum düzeninin gereklilikleri ölçütü ile dengelenmelidir.
5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinin 2. fıkrasında da basın özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin bir hüküm vardır. Buna göre, “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir”. Basın Kanunundaki bu düzenlemenin AİHS 10. maddesinin 2. fıkrasındaki sınırlandırma nedenlerine benzerliği göstermektedir ki; Basın Kanunu’nun bu düzenlemesinde AİHS’in sınırlandırma rejimi esas alınmıştır.
Basın özgürlüğü demokratik toplum düzenlerinin ve hukuk devletlerinin yaşamsal önemdeki unsurlarındandır. Ancak; günümüz çağdaş demokrasilerinde basın üzerindeki baskı ve denetleme çabaları sosyal medyanın yaygınlaşması ile birlikte daha da artmaktadır. Sansür, kapatma, yayın yasağı, toplatma vb. şeklinde kendini gösteren bu baskı ve denetleme yöntemleri özgürlükçü demokrat devlet düzenlerinin gereklilikleri ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenledir ki;  AİHM, bu konu ile ilgili hemen her kararında, demokratik toplumlarda basının sahip olduğu rolün öneminin altını çizer. AİHM’in basın özgürlüğü konusundaki titizliğinin bu nedeni ise; özgür basının, demokratik bir toplumu totaliter bir toplumdan ayırt eden en önemli öğelerden biri olmasıdır.