Çalışma Hakkı



Emek, en yüce değerdir…

Çalışma hakkı, herkesin arzu ettiği bir iş ve insan onurunu koruyacak bir gelir ile yaşamını sürdürmeyi güvence altına alan bir temel insan hakkıdır. Çalışma hakkı emeğiyle geçinmeye çalışan emekçi kesimin yaşama hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla çalışma hakkı herkesin yaşamını sürdürmeye yetecek bir iş ve gelire, onurunu koruyacak ve kişiliğinin gelişimine olanak sağlayacak bir toplumsal düzen içinde yaşamasını ve özgürleşmesini esas alan bir hak arayışıdır. Çalışma hakkı, bir işe sahip olmakla sınırlı değildir. Çalışma  ortamı ve koşulları bu hakkı tamamlar; iş güvenliği hakkı,  işyerlerinin çalışma ve sağlık koşullarına uygun olmasını isteme hakkı, çalışma sürelerinin uygun ölçülerde tutulmasını isteme hakkı, adil ücret hakkı, ücretli tatil hakkı, dinlenme hakkı, boş zaman bulabilme hakkı, yaşına, gücüne ve cinsiyetine uygun işlerde çalıştırılmayı isteme hakkı ve sosyal güvenlik hakkını da kapsar (Kaboğlu, 2010, s. 46). Ayrıca çalışma hakkı, özgürce iş edinmeyi, adil çalışma koşullarını güvenli ve sağlıklı yaşamı, örgütlenme özgürlüğünü, ayrımcılık yasağını ve feshe karşı korunma hakkını kapsamaktadır. (Kılıçoğlu, s. 1)
Birinci Dünya Savaşı koşullarında ortaya çıkan işsizlik, yoksulluk ve kötü çalışma koşulları, uluslararası düzeyde, devletleri kimi edimleri ortak antlaşma metinleri ile düzenlemek, bir zorunlu ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 1919 yılında Milletler Cemiyeti’ne bağlı kurulan ILO Anayasası’nın girizgâhında “Milletler Cemiyeti üyeleri adil ve insancıl çalışma koşulları sağlamaya ve bunları sürdürmeye çaba göstereceklerdir” denilmektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra revize edilen ILO Anayasası’nda “yoksulluğa, işsizliğe karşı savaşın, uygun bir ücretin güvence altına alınması ve uygun çalışma koşullarının sağlanması, kalıcı bir dünya barışının sağlanması ve insanlık ve adalet duygularının bir gereği olarak” ortaya konulmaktadır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 23. maddesine göre,
 1-Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
2-Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
 3-Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
4-Herkesin menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.
ILO nedir? (Uluslararası Çalışma Örgütü)
Küreselleşmiş dünyada, çalışma yaşamına ilişkin standartların uygulanmasında ihlaller yaşanmakta, temel işçi hak ve özgürlükleri kısıtlanmakta, yeni çalışma biçimleri ortaya çıkmakta, yaşanan ekonomik krizler çalışanları da  etkilemektedir. Bu gelişmeler yaşanırken,  ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) gibi uluslararası alanda çalışma standartları belirlemeye ve uygulamaları bir ölçüde de olsa denetlemeye çalışan bir kuruluşun faaliyetlerinin önemi daha da belirginleşmektedir.
 
1919 yılında kurulmuş olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), sosyal adaletin ve uluslararası insan ve çalışma haklarının iyileştirilmesi için çalışan bir Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşudur.
 
Örgüt, Sözleşme ve Tavsiye Kararları ile işçilerin hak ve menfaatlerini korumaya, çalışma hayatında genellikle daha fazla istismar edilen kadın ve çocuk işçileri özel koruma altına almaya, çocuk işçiliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
 
ILO’nun dört temel stratejik hedefi vardır:
 
1-Çalışma yaşamında standartlar, temel ilke ve haklar geliştirmek ve gerçekleştirmek.
2-Kadın ve erkeklerin insana yakışır işlere sahip olabilmeleri için daha fazla fırsat yaratmak,
3-Sosyal koruma programlarının kapsamını ve etkinliğini artırmak
4-Üçlü yapıyı ve sosyal diyalogu güçlendirmek
 
ILO, hükümetlerarası kuruluş olmakla birlikte, tüm faaliyetlerini hükümet-işçi-işveren temsilcilerinden oluşan üçlü (tripartite) yapı çerçevesinde yürütmektedir.
 
  1944 yılında ILO Konferansı’nın onayladığı Filedelfiya Bildirisi halen geçerli olan aşağıdaki ilkeleri kapsamaktadır;
 
           1- Emek ticari bir meta değildir.
           2- Düşünce ve dernek kurma özgürlükleri, kalıcı bir ilerlemeyi gerçekleştirmenin   
               temel ögeleridir.
          3-Yoksulluk, görüldüğü her yerde, refaha yönelik bir tehlikedir.
 
          4- Bütün insanlar, ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, kendi maddi durumlarını ve manevi gelişmelerini özgürlük, vakar, ekonomik güvence ve fırsat eşitliği koşulları altında geliştirmek hakkına sahiptir.
 
          Yoksulluğa karşı mücadele, her ulusun kendi içerisinde tükenmez bir şevkle ve genel refahın geliştirilmesi için işçi ve işveren temsilcilerine, hükümetleriyle eşit statü sağlayan özgürce tartışma ve demokratik kararlara birlikte katılma suretiyle, sürekli ve ortak bir uluslararası gayretle yürütülmeyi gerektirir
 
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinde Çalışma hakkı;
MADDE 6/1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin serbestçe seçtiği ya da kabul ettiği bir işte çalışarak hayatını kazanma fırsatı veren çalışma hakkını tanırlar ve bu hakkın korunması için gerekli tedbirleri alırlar.
MADDE 7-Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin adil ve elverişli çalışma koşullarından yararlanmak hakkını kabul ederler. Bu hak özellikle şunları güvence altına alır:
(a) Bütün işçilere emeklerine karşılık, asgari olarak;
(i) Adil ücretler ve eşit işlere, hiç bir ayrım yapılmaksızın eşit ödeme, özellikle kadınlara, kendilerine sunulan çalışma koşullarının erkeklerin koşullarından daha aşağı olmayacağı ve aynı iş için aynı ücreti alacakları konusunda güvence verilmesi;
(ii) Bu Sözleşme’nin hükümlerine uygun olarak, kendilerine ve ailelerine saygın bir yaşam düzeyi sağlayacak bir ücret verilmesi;
(b) Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları;
(c) Herkese, işyerinde uygun bir üst kademeye yükselmede eşit olanak ve bu yükselmenin yalnızca kıdem ve yeterlilik esaslarına göre yapılması;
(d) Dinlenme, boş zaman, çalışma saatlerinin makul ölçülerde sınırlanması, ücretli dönemsel tatiller ve resmi tatillerde ücret verilmesi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi  Uygulamasında çalışma hakkı;
Ekonomik ve sosyal haklar kategorisinde yer alan çalışma hakkı, AİHS’nde açıkça düzenlenmiş haklar arasında yer almamaktadır. Bununla beraber AİHM, çalışmanın insan yaşamındaki yerini ve önemini dikkate alarak, çalışma ile özel yaşam arasındaki ilişkiyi kurmakta ve AİHS’nin 8’inci maddesinde düzenlenen “özel ve aile hayatına saygı hakkı” çerçevesinde çalışma hakkını da kararlarına konu etmektedir. Çalışma hakkına ilişkin kararlarında AİHM, hakkın tanımında ise Avrupa Sosyal Şartı’nın 1’inci maddesini esas almaktadır. Söz konusu maddede yer alan çalışma hakkının unsurları şu şekilde belirlenmiştir:
Avrupa Sosyal Şartı’nın çalışma hakkı kenar başlığı altında düzenlenen ikinci bölümünün birinci maddesine göre;
 1-Tam istihdamı gerçekleştirmek amacıyla olabildiğince yüksek ve istikrarlı bir istihdam düzeyine ulaşmayı ve bu düzeyi korumayı başta gelen amaç ve sorumluluklarından biri saymayı;
 2-Çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarını etkili bir biçimde korumayı;
3-Tüm çalışanlar için ücretsiz iş bulma hizmetlerini kurmayı ya da sürdürmeyi;
 4-Uygun mesleğe yöneltme, eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini sağlamayı ya da teşvik etmeyi; taahhüt ederler.
Çalışma hakkının, bireysel düzeyde ihlal edilebilir nitelikte olduğu ve bireye sübjektif talep yetkisi veren unsuru, çalışma özgürlüğüdür. Nitekim AİHM’nin özel yaşama saygı hakkı çerçevesinde değerlendirdiği çalışma hakkı, çalışma özgürlüğünün ayrımcılık yasağına ilişkin kısmı ile çalışanın, özgürce edinilen bir işle yaşamını sağlama hakkına dair kısmından ibarettir. Bu çerçevede AİHM, bireyin çalışma yaşamına erişimini engelleyen hâlleri ve çalışanların haksız yere işten çıkarılmalarını uygunluk denetiminden geçirmekte ve denetimi geçemeyen hâllerde ihlal kararı vermektedir.
AİHS’nin özel ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8’inci maddesi şu şekildedir:
1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refah, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
AİHM kararları doğrultusunda özel yaşamın kapsamına giren ve çalışma yaşamında doğrudan yer edinen diğer unsurlar ise bireyin kişiliğinin gelişimi ve gerçekleştirilmesi, kişinin maddi ve manevi itibarı ve bu kapsamda mesleki itibarıdır . Ayrıca AİHM, kişinin mesleki faaliyetlere katılımının engellenmesinin,  yaşamını kazanması ve ailesinin geçimini sağlaması önünde büyük bir engel teşkil edeceğinden ve bunun da bireylerin özel yaşamları üzerinde ciddi olumsuz neticeler doğurabileceğinden hareketle, çalışma hakkının belirli unsurlarına yönelik müdahaleleri, özel yaşama müdahale olarak nitelemektedir. Sayılan hâllere dair haklar ise AİHS’nin 8’inci maddesinin koruması altına girmektedir.
AİHM’nin doğrudan çalışma hakkına dair kararları üç başlıkta toplanmaktadır. Bunlardan bir kısmı, çalışma yaşamına erişim hakkına müdahaleyi konu alan kararlardan, diğer bir kısmı haksız yere işten çıkarılma hâllerinden ve son olarak bir kısım kararlar da çalışma hakkının kullanımında ayrımcılık yasağı ihlallerinden meydana gelmektedir. Her üç hâlde de AİHM, AİHS’nin 8’inci maddesinde düzenlenen özel yaşama saygı hakkı çerçevesinde karar vermektedir.
Türk Hukukunda Çalışma hakkı;
Ekonomik ve sosyal hakları ayrıntılı olarak düzenleyen 1982 T.C. Anayasası, “Temel Haklar ve Ödevler” altında yer alan “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” içerisinde çalışma hakkına ve özgürlüğüne ayrı maddelerde yer vermekte ve böylece çalışma hakkını ve özgürlüğünü açıkça tanımaktadır. “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48’inci maddeye göre “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” Çalışma hakkının ayrıca düzenlendiği 49’uncu maddeye göre ise “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” Anayasa’da sözleşme özgürlüğü ile beraber düzenlenen çalışma özgürlüğü, bireyin çalışıp çalışmamakta, mesleğini, işverenini ve işyerini seçmekte serbest olduğunu ve dilediği zaman iş ilişkisini sonlandırabileceğini ifade etmektedir.
AİHM yorumları ile bağlı olduğu kabul edilen ve ilgili yorumlara kararlarında da yer veren Anayasa Mahkemesi’nin, çalışma hakkı bakımından henüz yerleşik bir içtihat oluşturamamış olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi ilk kararlarında çalışma hakkının ihlal edildiğine yönelik her türlü başvuruyu konu bakımından yetkisizlik sebebiyle reddederken, daha sonra gelen kararlarında çalışma hakkına yönelik müdahalenin başka bir hakkı ilgilendirip ilgilendirmediğini incelemiştir. Ancak bu durumda da sadece başvuruda yer alan iddiayı esas almış ve bağımsız niteleme yapmaktan çoğunlukla kaçınmıştır. Diğer bir deyişle Anayasa Mahkemesi, çalışma hakkına yönelik müdahalenin başka bir hakkı ilgilendirdiği her durumu incelememiş, sadece başvurucunun çalışma hakkı yanında Anayasa’nın ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alan başka bir hakkının da ihlal edildiğini ileri sürdüğü durumlarda esasa yönelik inceleme yapmıştır. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi’nin 2016 sonrası verdiği kararların hem nitelik hem de içerik itibariyle AİHM kararlarına daha da yaklaştığı ve AİHM içtihatlarına daha hâkim olmaya başladığı gözlemlenmektedir.
Çalışma Hakkının Uzantısı Olan Haklar;
1-İstihdam Edilmeyi İsteme Hakkı
2- Özgürce Edinilen Bir İşte Çalışma (Çalışma Özgürlüğü) Hakkı
3- İş Sözleşmesinin Sona Ermesine Karşı Korunma Hakkı (İş Güvencesi)
4- Sendikal Hak ve Özgürlüklerden Yararlanma Hakkı
Öte yandan çalışma hakkının güvence altına alınabilmesi için bu hakkın uzantısı olan hakların da güvence altına alınması gerekir. Bunlardan birincisi, istihdam edilmeyi isteme hakkıdır. İstihdam edilmeyi isteme hakkı, çalışma hakkının önemli bir unsurudur. İstihdam edilmeyi isteme hakkı; herkesin çalışarak yaşamını sürdürebileceği bir gelire sahip olmasını kasteder. İşsizliğe karşı korunma, insanın haysiyet ve onurunu koruyarak yaşaması, bu hakkın esasını oluşturur. İkincisi çalışma özgürlüğüdür. Çalışma özgürlüğü, bireyin herhangi bir ayrımcı muameleye veya zorlaştırıcı bir engele maruz kalmaksızın tam bir özgürlük içinde seçmiş olduğu bir işle hayatını idame ettirmesidir. Çalışma özgürlüğünde, irade özerkliği ile işe erişim hakkı bu hakkın merkezinde yer alır. İrade özerkliği sözleşme yapma özgürlüğünü, işe erişim hakkı ise eğitim, mesleğe yöneltme ve iş bulma hizmetleri başta olmak üzere bir işi elde etme fırsatlarını kasteder. Üçüncüsü feshe karşı korunma hakkıdır. Çalışanın feshe karşı korunması bizatihi kendi çalışma hakkının korunmasıdır. Çalışanın feshe karşı korunmasından anlaşılması gereken makul, haklı veya geçerli bir neden olmaksızın iş sözleşmesinin keyfi olarak sona erdirilmesinin engellenmesidir. Böylece çalışanın işini kaybetme, kendisinin ve ailesinin geçim kaynağı olan ücretinden yoksun kalma endişesinin ortadan kaldırılmasıdır. Dördüncüsü ise, sendikal hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkının korunmasıdır. Çalışma hakkının korunmasında örgütlenme hakkı ve bu hakkın parçası olan müzakere, sözleşme akdetme, grev ve lokavtın etkili bir rolü söz konusudur. Çalışanların ekonomik ve sosyal çıkarlarının korunmasında ve çalışma koşullarının insan onurunu koruyacak şekilde yeniden düzenlenmesinde örgütlenme özgürlüğü çerçevesinde ortaya çıkan kolektif iradenin etkisi, çalışma ilişkilerini yeniden şekillendirmektedir.
Çalışma hakkı sadece felsefi değeri olan bir ilke değil, hukuksal yükümlülükler yükleyen bir haktır. Çalışma hakkı, diğer insan haklarının kullanımı için kaçınılmazdır; insan onurunun bir parçasıdır. Çalışma hakkı kural olarak bir ülkede yaşayan yurttaşlara ve yabancılara, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin her zaman ve her durumda tanınan bir haktır. Yabancılar, kadınlar, küçükler ve gençler için getirilen özel hükümler istisnai niteliktedir. Çünkü çalışma hakkı, sahibinin doğal ve sosyal durumunu korumaya yarayan kişiye bağlı bir haktır. Belirtelim ki kişiye bağlı haklar başkalarına devri kabil olmayan ve miras yoluyla geçmeyen haklardır. Dolayısıyla bu hakkın kişiye bağlı olmasının iki sonucu söz konusudur. Bunlardan biri kişinin bu hakkını kullanıp kullanmamakta serbest olmasıdır. Diğeri ise, çalışmanın bizatihi hakkın sahibi tarafından yerine getirilmesidir. (Demir, 2014, s. 148-149)