Etkili Başvuru Hakkı


Geç kalan adalet,
Adaletsizliktir…

Etkili Başvuru Hakkı, Hakları ihlal edilenlerin bu iddialarını dinletecek ve durumu düzeltecek ulusal mercilere başvurabilmeleri demektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. Maddesine göre, taraf devletlerin Sözleşme’deki haklarından birinin ihlali iddiasını dile getiren kişinin, iç hukukta hak ihlalini ve sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir başvuru yoluna sahip olmasını anlatır. İç hukuktaki bu yolun etkili kabul edilebilmesi için hem teori hem de uygulamada etkili, yeterli ve ulaşılabilir olması gerekirSözleşmeye göre daha geniş bir hak ve özgürlükler listesi ortaya koyan Anayasa ise 40. maddesinde “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes”e ilgili makama başvuru hakkının verilmesini, devletin işlemlerinde onlara karşı gidilebilecek hukuk yollarını göstermesini ve devletin verdiği zararı karşılama yükümlülüğünü düzenlemektedir. Etkili başvuru hakkı, ileri sürülen ihlale ilişkin yeterli bir çare oluşturabilmesi yani ihlalin meydana gelmesini veya devam etmesini önleyebilmesi yada başvurucunun ihlal karşısında tatmin sağlama yetkisine sahip olması gerekir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) bireyler açısından getirdiği en önemli kurum, devletlerin sözleşmeye aykırı davranmaları halinde bireylere tanıdığı “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Bireysel Başvuru” hakkıdır. Bireysel başvuru, Sözleşme’deki haklardan birinin ihlalinden ötürü mağdur olan kişilerin başvurabilecekleri uluslararası hak arama yoludur. Bu hak ancak iç hukuk yollarının tüketilmesi halinde kullanılabilir. Bunun anlamı, Sözleşme’deki bir hakkın ihlali nedeniyle Sözleşmeci Devletin uluslararası bir yargı yeri tarafından yargılanmadan önce, ihlalin iç hukukta giderilmesi için kendisine bir fırsat verilmesidir. Dolayısıyla devlet, ihlali iç hukuk yollarıyla ortadan kaldıramaz ya da mağdurun zararını tazmin etmezse uluslar arası düzeyde sorumlu olacaktır. İşte taraf devletler 13. madde ile vatandaşlarına “etkili bir iç hukuk yoluna başvurma imkanı tanıma” yükümlülüğü altına girmiştir.
Etkili Başvuru Hakkının idarî ve yargısal olmak üzere iki kullanım yolu vardır: Bunlardan birincisi İDARİ BAŞVURU YOLU olup, Anayasa md. 74 gereğince, vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. İYUK md. 10’a göre ise, ilgililer haklarında idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylem için idarî makamlara başvurma hakkına sahiptirler. İkincisi YARGISAL BAŞVURU YOLU, Anayasamızın 36. maddesine göre “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davalı ve davacı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Maddeden açıkça anlaşılacağı üzere bireylerin hak ihlalleri gerekçesiyle bir yargı yoluna başvurma hakları vardır.
Etkili başvuru hakkının kullanılması, Devlet’e sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını ve şikayetçinin soruşturma sürecine etkin olarak katılmasını sağlayacak titiz ve etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü getirmektedir. Dolayısıyla devletin ödevi yalnızca başvuru imkanı tanımak değil, bu başvurunun etkili olmasını da sağlamaktır.

Etkili başvurunun ne anlama geldiği AİHM’in birçok kararında dile getirilmiştir. Mahkeme’ye göre Sözleşme, hakları teorik veya hayali olarak değil ve fakat pratik ve etkili bir biçimde güvence altına almayı amaçlamıştır . Etkili başvuru olanağı “teorik ve hayali” değil, fiilen ve gerçekten mevcut bulunmalı, yani sonuç doğurabilir, işe yarar ve elverişli olmalıdır. Başvuru yolunun mutlak ve koşulsuz olmayıp, özellikle süre, mali güvence, başvuru usulü gibi, şekil şartlarına bağlanması mümkündür ve madde hükmüne aykırı düşmez . Etkin bir soruşturma, olay faillerinin cezalandırılmasına imkan verecek şekilde yapılması demektir. Etkililik, ceza hukuku ve idare hukukunu ilgilendiren hususlarda hazırlık soruşturması ve mecburi idari soruşturmanın gereği gibi yerine getirilmemesi ya da hiç yapılmaması hallerinde önem kazanmaktadır.

Ceza konularında hazırlık soruşturmasının hiç yapılmamış olması ya da gereği gibi (ciddi) yapılmamış olması etkili bir soruşturma ve etkili başvuru hakkının kullanılmaması nedeniyle AİHM, BM MİNNESOTA PROTOKOLÜNE ATIFTA BULUNARAK belli kriterler belirlemiştir. Bunlar;
1. Mağdurun kimliğinin belirlenmesi,
2. İleride olması muhtemel bir yargılama için delil teşkil edebilecek tüm emarelerin bulunup özenle saklanması,
3. Görgü tanıklarının bulunup ifadelerinin alınması,
4. Ölüm olayının muhtemel sebeplerini, zamanını ve yerlerini tespit etmek ve benzer olaylarla ilişkisinin araştırılması,
5. Ölüm olayının doğal sebeplerle mi, kaza ile mi, intihar sonucu mu, yoksa cinayet mi olduğunun tam olarak belirlenmesi,
6. Olayın faillerinin yakalanıp en kısa sürede adli mercilere teslim edilmesidir.

İç Hukuk Yollarının tüketilmesi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan temel haklarının çiğnenmesinden şikayetçi olan bireylerin başvurularını belirli koşullar altında değerlendiren bir uluslararası mahkemedir. Sözleşme’nin 35. maddesi gereğince, Mahkeme’ye ancak iç hukuk yolları tüketildikten ve nihai karar tarihinden itibaren altı ay içinde başvurulabilir. Dolayısıyla Mahkeme’ye başvurmadan önce ilgili devletin sunduğu ve şikayetin konusunu oluşturan duruma çözüm getirebilecek tüm hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekir. İç hukuk yolları tüketilirken, ulusal mevzuatın öngördüğü usule, ve özellikle de süreye ilişkin kurallara uygun hareket edilmelidir.
 AİHM’in iç hukuk yollarını tüketme konusunda belirlediği kriterler şunlardır;
1. İç hukuk yollarının bulunması halinde, bu yollar tüketilmeden mahkemeye başvurulamaz.
2. İç hukuk yolunun bulunmaması halinde doğrudan mahkemeye başvurulabilir.
3. İç hukuk yollarının etkili ve uygun olmaması halinde de doğrudan mahkemeye başvurulabilir.

Etkili Başvuru Hakkı ile Mahkemeye Erişim Hakkı arasındaki ilişki;
 
Etkili başvuru hakkı, AİHS md. 13’te ve 1982 Anayasasında “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı md. 40’da düzenlenmektedir. Buna göre AİHS’nde yer alan temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia eden herkesin bu fiilin resmi görev yapan kimseler tarafından dahi yapılmış olsa “ulusal bir makama” etkili bir başvuru yapma hakkına sahip olduklarını ifade etmektedir. Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı ile etkili başvuru hakkı arasında yakın ve organik bir ilişki vardır. Mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının bir unsurudur. Bu madde bir mahkeme hakkını ve bu mahkemeye erişim hakkını
cisimleştirir. Bu yönüyle meseleyi ele alan AİHM, birçok davada 6. madde ve 13. maddi birbirine harmanlayan bir yorum yapmıştır. Mahkemeye erişim hakkı ile etkili başvuru hakkı arasında yakın bir bağ olmakla birlikte başvurucuları yönlendirdikleri ulusal merciiler
dolayısıyla birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Mahkemeye erişim hakkı, bireylerin bağımsız ve tarafsız bir yargı yerinde haklarını aramalarını güvence altına alırken etkili başvuru hakkı ise “ulusal makamlara” işaret ederek bu yönüyle daha güvenli bir koruma sağlamaktadır. Ancak dikkati çekmelidir ki, yargı makamları da ulusal makamlar olarak kabul edileceğinden yargı mercilerine başvuru bakımından bu iki hak çatışmaktadır. Bu tür durumlarda, adil yargılanma hakkı kapsamında bir ihlal ortaya çıkmışsa daha genel ve
soyut bir koruma sağlayan etkili başvuru hakkı bakımından ayrıca bir inceleme yapılmasında bir fayda yoktur. AİHM içtihatları dikkate alındığında ise 6. maddede düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen mahkemeye erişim
hakkının kapsamı “medeni hak ve yükümlülükler” ile bir “suç “isnadının” varlığına bağlıdır. Ancak 13. maddede düzenlenen etkili başvuru hakkının kapsamı ise Sözleşmede düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddiasına dayanır. Böylelikle md. 13 ile sadece devlet organlarının işlem ve eylemlerinden kaynaklanan Sözleşme ihlâllerine değil, kişiler tarafından gerçekleştirilen ihlâllere karşı da uygulama alanı bulmaktadır. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı bağımsız bir biçimde kullanılabilecek bir hak iken etkili başvuru hakkının kapsamının sözleşmede düzenlenen hakların ihlaline bağlı olarak ileri sürülebilen tek başına bir hak iddiası içermeyen bir yapısı olduğundan bahsedilebilir. Bu yönüyle de mahkemeye erişim hakkı, etkili başvuru hakkından daha kuşatıcı bir görünüm arz etmektedir.
 
 
AİHM ve AYM, bireylerin yargı mercilerine ulaşabilmeleri ve bu merciiler önünde davacı veya davalı olarak bulunabilme haklarını adil yargılanma hakkı başlığı altında değerlendirmektedir. AYM ise bireysel başvuru kararında mahkemeye erişim hakkını “bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek” olarak tanımlamaktadır.( B. No: 2012/791, 7/11/2013, parag. 52.) AİHM, mahkemeye erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını zorunlu kıldığını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasının gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu nedenle hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların
mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir. Anayasa’da ise genel itibariyle hak arama özgürlüğü 36. Maddede düzenlenmekteyse de md. 125/1’de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmek suretiyle bu noktada bir de özel hüküm ihdas edilmiştir.
 
Etkili Başvuru Hakkı, bugün için temel hak ve özgürlüklerin kullanımı ve adaletin tesisi için en önemli evrensel hukuk ilkesi olarak kabul edilmekte ve özellikle son yıllarda AİHM ve AİHM yaklaşımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgu yapılmakta ve ihlal kararları verilmektedir.