İfade Özgürlüğü


“  Düşünceye gem vurmak, zihne gem vurmak  demektir,
bu ise rüzgarı zapt etmekten daha zordur. “
                                                                                                                                                  MAHATMA GANDHİ

Düşünce; bir durum, olay, kişi veya sorun hakkında fikir sahibi olmak, değerlendirmek, bir sonuca varmak ve bunları dış dünyaya söz,yazı,resim gibi araçlarla aktarmaktır. İfade özgürlüğü ise “düşünce ve kanaatlerin herkes tarafından, çeşitli araçlarla, tek başına veya toplu olarak açıklama veya yayma’ olarak ifade edilebilmektedir. Düşünce özgürlüğü, insanın serbestçe düşünce ve bilgilere ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına ya da başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe açıklayabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelmektedir (tanımlama için bkz:Rivero,1980:130-131). Düşünce özgürlüğü, insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, kişisel ve siyasal haklar kategorisinde, tarihi gelişimine göre birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. İfade özgürlüğü, temel hak ve özgürlükler arasında önemli bir yere sahip olup, önemi ve özgün yapısına binaen tarihsel süreç içerisinde gerek ülkelerin iç hukuk mevzuatlarında gerek insan haklarına ilişkin temel belgelerde kısa sürede yerini almıştır.
İfade özgürlüğü;
a-)Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi’nde
b-)İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. Maddesi’nde
c-)BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslar arası Sözleşmesi’nin 18. Maddesi’nde
d-)Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. Maddesi’nde  
düzenlenmiştir.Bu düzenlemelerin tümünde hakkın öznesi; vatandaş, vatandaş olmayan, yabancı, gerçek-tüzel kişi.. vb. gibi herkestir. Bu kategoriler hakkın sınırlandırılmasında önem arz ederken, hakkın öznesi açısından bir farklılık yaratmamaktadır. Yine ifade özgürlüğünün kapsamına her türlü ifadeyi aldığı söylenebilse de, bu her tür ifade haktan eşit şekilde koruma görmemektedir. Dolayısıyla, ifade özgürlüğünün bir norm alanı mevcut olup; AİHM içtihatları göz önünde bulundurulduğunda, ifade özgürlüğünün siyasi ifadeleri (Bkz:Lingens/Avusturya Kararı), sanatsal ifadeleri (Bkz:Karataş/Türkiye Kararı), akademik ifadeleri (Bkz:Cox/Türkiye Kararı), dini ve ahlaki konulara ilişkin ifadeleri (Bkz:Giniewski/Fransa Kararı) bu norm alanı içerisinde barındırırken; nefret içerikli ifadeler (hate speech)(Bkz:Gündüz/Türkiye Kararı), şiddete teşvik eden ifadeler, ayrımcılık, ırkçılık içeren ifadeler ise bu norm alanı içerisinde yer bulamamaktadır.
İfade özgürlüğünün de içinde yer aldığı ilk kuşak hakların genellikle olumsuz yükümlülükler öngördüğü düşünülür. Yani devletin, ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda karışmama, kaçınma, hareketsiz kalma gibi müdahale etmeme yükümlülüğü ve  bu özgürlüğe müdahale etmeme yükümlülüğü yanında, bu hakkı üçüncü kişilerin müdahalelerinden koruma biçiminde bir yükümlüğü de söz konusudur. O halde; ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda devletin;
a-)Negatif Yükümlülüğü (Devletin müdahale etmeme, dokunmama, el atmama yükümlülüğü)
b-)Pozitif Yükümlülüğü (Devletin aktif önlemler alma yükümlülüğü)’nün olduğu kabul edilmektedir.
 
 
İfade özgürlüğünü düzenleyen AİHS’in 10. Maddesi şu şekildedir:
1.Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
 2.Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
 AİHS’in 10. Maddesinin 1. Fıkrası bu hakkı korurken, 10.maddenin 2. Fıkrası ise bu hakkın nasıl ve hangi meşru nedenlerle sınırlanabileceğini düzenlemiştir. 1. fıkra, ifade özgürlüğünün üç unsurunu teminat altına alır, bunlar: Kanaat sahibi olma özgürlüğü, bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü ve bilgi ve kanaati açıklama özgürlüğüdür. AİHS’in 10. Maddesinin 2. Fıkrası ile bu hakkın mutlak bir hak niteliği taşımadığı ortaya çıkmaktadır. AİHS 10/2’de sınırlama ölçütleri sayılmıştır. Buna göre; bu hakkın kullanımına kamusal makamlar tarafından yapılacak müdahaleler, ancak fıkrada sayılan sınırlama ölçütlerine dayalı olduğunda meşru ve AİHS’e uygun olabilecektir.
İfade özgürlüğüne yönelik kamu makamları tarafından gerçekleştirilen bir müdahalenin;
1-)hukuken öngörülmüş olma,
2-)meşru bir amaç izleme, 
3-)demokratik bir toplumda gerekli olma şeklinde sayılan ölçütleri karşılaması gerekmektedir.
Buna göre; ifade özgürlüğünün ihlaline yönelik iddialar incelenirken öncelikle bir müdahalenin varlığı araştırılacaktır. Ardından bu hakka yönelik bir sınırlamanın hukuki bir dayanağının olup olmadığı irdelenecektir. Bu ölçüt kapsamında bir hukuk kuralının yalnızca mevcut olması yeterli olmayacak, bu kapsamda mevcut yasal düzenlemenin erişilebilir, öngörülebilir olması ve kamu makamlarına sınırsız bir takdir yetkisi vermeyecek biçimde düzenlemiş olup olmadığı değerlendirilecektir. Daha sonra ikinci ölçüt olan meşru amaç ölçütünde Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. Fıkrasında yer verilen dokuz amaçtan birini karşılayıp karşılamadığı test edilecektir. Son olarak da söz konusu sınırlamanın demokratik bir toplumda gerekli olma durumu irdelenecektir. AİHM söz konusu bu ölçütü “bu yönde bir ihtiyaca cevap vermek için başvurulan araç ile ifade özgürlüğünü kullanan bireyin bu özgürlüğü arasında adil ve orantılı bir denge kuran bir sınırlama ile karşılanabilecek ‘zorunlu toplumsal ihtiyaç’” olarak ifade etmektedir. Söz konusu bu ölçütleri karşılamayan bir sınırlama hakka yönelik ihlal doğuracaktır.
AİHM Hendyside/Birleşik Krallık Kararı’nda ifade ettiği ve bugün bir içtihat haline gelmiş olan söz konusu kararın 49. Paragrafında “İfade özgürlüğü toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun asıl temellerinden birini oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü, yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şoke edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.” ifadesine yer verilmiştir. Dolayısıyla yüzyıllardır var olan ve günümüzde anayasal demokrasilerin vazgeçilmez bir parçası ve unsuru olarak kabul edilen ifade özgürlüğü; aynı zamanda hem insanın onurunu, maddi-manevi varlığını geliştirmesi hem de özgür bir birey olmanın ve özgür bir toplumu yaratmanın temel aktörü olarak kabul görmektedir. Dolayısıyla insan hakları, demokratik hukuk devleti ve demokrasi kavramının yaratılabilmesi ve yürütülebilmesi, ifade özgürlüğünün tam anlamıyla bir güvence ve koruma altında olması ile mümkün olabilecektir.
Bilgi ve düşüncelere erişim özgürlüğü ise medya organlarının kamuya arz ettiği basılı, sesli, görüntülü vb. içeriklere erişim; internette bulunan içeriklere erişim; kitap, gazete, dergi, radyo veya televizyon gibi araçlara erişimi kapsar. Bu özgürlük ile halkın kamuyu ilgilendiren tartışmalar kapsamındaki haber ve fikirlere ulaşmasına imkân tanınması amaçlanır ve kamuyu ilgilendiren tartışmalara katılımın sağlanması demokratik çoğulculuk için vazgeçilmez nitelikte görülür. Bilgi ve düşüncelere erişim hakkı Anayasa’nın 26. maddesinde koruma altına alınmıştır. Yeri gelmişken bilgi ve düşüncelere erişim hakkı ile bilgi edinme hakkı birbirinden farklı iki hak olduğunu belirtelim. İlki asıl olarak üçüncü kişiler tarafından kamuya arz edilen bilgi ve düşüncelere erişimi kapsarken, ikincisi resmi makamların elindeki bilgilere erişimi kapsar. Bilgi edinme hakkı Anayasa’nın 74. maddesinde ayrı bir hak olarak düzenlenmiştir. Anayasa’nın 27. maddesinde akademik ve sanatsal ifadeler, 28. maddede ise basın özgürlüğü güvence altına alınır. Yayma hakkının özel bir görünümü olan basın özgürlüğüne, düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağladığı için ayrı bir önem verilmiştir.
İfade özgürlüğünün beraberinde getirdiği koruma, bilgi ve düşüncelerin dile getirildiği, iletildiği ve bunlara ulaşıldığı farklı biçim ve araçları da kapsar. İfadenin televizyon, radyo, internet gibi mecralarda, kamuya açık, kamu hizmetine ayrılmış resmi binalarda veya özel mekanlarda, herhangi bir kapalı veya açık mekanda, yazı, dilekçe, açlık grevi, basın açıklaması, slogan, resim, kitap, sinema filmi, şiir, broşür, müzik eseri, heykel, enstalasyon, performans vs. gibi herhangi bir şekilde dile getirilmesi mümkündür. Anayasa’nın 26. maddesinde de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir.
Bir ifadeyi dile getiren kişinin veya muhatabının kimliği; ifadenin dile getirildiği yer ve zaman; ifadenin ne kadar alenileştiği; ifadenin içeriği, üslubu ve bağlamı ifade özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesinde önemli rol oynayabilir. İfade özgürlüğü yukarıda sayılan istisnalar (ırkçılık, ayrımcılık, savaş propagandası, nefret içerikli ifadeler vs.) dışında her türlü ifadeyi bünyesine almakla birlikte kişiler bakımından her ifadenin eşit bir şekilde koruma görmediğini de belirtmek gerekir. Örneğin siyasetçilere ve kamu görevlilerine dönük eleştiri mahiyetindeki ifadeler daha geniş koruma görürken, sade vatandaşlar ve yargı organlarına yönelik eleştiriler daha az koruma görebilmektedir.
Temel hak ve özgürlüklerin en temel ve olmazsa olmazı olan düşünce özgürlüğü, insan onuru ve insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme temel hakkına dayanmakta, özgür bir birey olmanın ve özgür bir topluma sahip olmanın en önemli öğelerinden birini teşkil etmektedir. Çünkü; düşüncelerini özgürce açıklamaktan yoksun kılınan bireylerden oluşan bir toplumun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlarda ilerlemesi mümkün değildir.
Bahsettiğimiz genel ilkeler ve hukuki formülasyon daha çok AİHM ve AİHM yaklaşımını kısmen takip eden Anayasa Mahkemesinin karar ve yorumlamalarından elde edilmiş yaklaşımı ihtiva etmektedir. Özellikle İfade özgürlüğü kapsamında temel yaklaşım, özgürlüklerin geniş kısıtlamaların ise dar yorumlanacağı ilkesi benimsenmiştir. İfade özgürlüğü, toplumsal gelişim üzerindeki olumlu katkısı göz önünde bulundurulduğunda demokratik bir hukuk devletinin vazgeçilmez temel bir değeri olarak kabul edilmektedir.