Masumiyet Karinesi


“Bir Masumu Mahkum etmektense,
On suçluyu serbest bırakmak daha iyidir. “

Masumiyet Karinesi diğer adıyla Suçsuzluk karinesi, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade eder. Bazen suçsuzluk karinesi, bazen de masumluk karinesi olarak adlandırılan bu kavram ilk defa ve açıkça 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 9. maddesinde tutuklulukla ilişkili olarak “Her insan, suçlu olduğu bildirilinceye kadar suçsuz sayılacağından, onun tutulması gerekli görüldüğü zaman, kendisini elde tutmak için gereken sıkılıktan artık bir sertlik yasayla ciddi biçimde cezalandırılmalıdır” şeklinde temel insan hakları katalogundaki yerini almıştır. Daha sonraki süreçlerde 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi m. 11/1” de; “Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır “ denilmiş, 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de (İHAS) m. 6/2  de; Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” denilmiştir.  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1987 Tutuklulara Uygulanacak Asgari Kurallar Bildirisi’nin 84. Maddesinde “kişinin kendisine isnat edilen suç ispatlanıncaya kadar masum sayılacağı” ifade edilmiştir. 1990 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) Kopenhag Belgesi’nde ise “herkes suçluluğu yasaya uygun olarak kanıtlanmadığı sürece suçsuz sayılır” ibaresine yer verilmiştir. 2000 yılında kabul edilen Avrupa Temel Haklar Sözleşmesi’nin 48. maddesinde ise masumiyet karinesine şu şekilde yer verilmiştir: “Kendisine karşı ithamda bulunulan bir kişinin, yasaya göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kabul edilecektir.”Türkiye, gerek 1948 tarihli Evrensel Bildirge’ye gerekse 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’sine taraftır. Diğer taraftan karine, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş ise de, yasama, yargı ve yürütmeyi bağlayan ilke olarak mevzuattaki yerini  Anayasası’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde almış bulunmaktadır.
 
Ceza Yargılamasının nihai amacı; Maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak; evrensel hukukun kabul ettiği temel ilke her ne olursa ya da nasıl olursa olsun maddi gerçeğe ulaşmak değil, İnsan hakları evrensel değer ve ilkelerinin bir usul ve yöntem olarak belirlenerek maddi gerçeğe ulaşmaktır.
Doktrinde kişinin “masum” ya da “suçsuz” sayılması üzerine farklı görüş ve öneriler bulunmaktadır. suçluluğu sabit oluncaya kadar kişinin “masum” mu yoksa “suçlu sayılmama”sı mı gerektiği ekseninde dönen tartışma, sonuca bağlı olarak karinenin nasıl adlandırılacağını etkilemektedir. Söz konusu karineyi 1982 Anayasası “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde düzenlerken, AİHS “bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” şeklinde düzenlemektedir. Her ikisi de aynı ilkeyi ifade etmesine rağmen, AİHS sisteminde suçluluğu sabit oluncaya kadar bir kişiye masum” denilirken, Anayasa sisteminde kişinin “suçlu sayılmayacağı” kabul edilmiştir. Bir görüşe göre, suçlu sayılmamanın diğer anlamı masum sayılmaktır. Masumiyet karinesinin kişinin daha başlangıçtan itibaren masumluğunu, dürüstlüğünü, özgürlüğünü esas almakta olduğunu ifade eder. İkinci görüş ise, “suçsuzluk” ve “masumluk” terimlerinin farklı anlamlara geldiğini ifade etmektedir.  Bu görüş, düşüncelerini ceza yargılamasının amacından hareketle açıklar. Buna göre, ceza muhakemesi hukuku bir yandan suç işleyenleri mutlaka cezalandırmak suretiyle toplumun menfaatlerini korumaya çalışırken, diğer yandan da suçsuzların cezalandırılmasını önlemek suretiyle sanığın menfaatlerini garanti altına almaya çalışmaktadır.5 Bu bağlamda muhakeme hukuku maddi gerçeği araştırmaktadır. Maddi gerçeğe ulaşana kadar, sanık hakkında tutuklamaya varıncaya kadar gerekli her türlü önlem alınabilecektir.6 Bu görüşe göre, sanığın peşinen masum sayılması, tutuklama gibi özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirleri açıklamakta yetersiz kılacaktır.7 Bu durumda, sanık ne masumdur ne de suçludur. Sanığın hukuki durumu, suçlu ile masum arasındaki çizgidedir.(Centel/Zafer)
 
Masumiyet karinesi, bir kişi hakkında suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar geçerliliğini koruyan bir muhakeme ilkesidir. Bu tanımlanamadan yola çıkıldığında karinenin sadece ceza yargılamasında uygulama alanı bulduğu söylenebilir. Ki; Anayasa Mahkemesi de verdiği bir kararda karineyi salt ceza muhakemesi hukuku bağlamında ele aldığını şu sözlerle ifade etmiştir: “Sanık, bir ceza tehdidi altında bulunan ve bu nedenle aktüel bir savunma gereksinimi içinde bulunan kişidir. Masumiyet karinesi, savunma hakkını sanık ve gerçeğe ulaşma amacı yönünden zorunlu bir gereksinim durumuna getirmektedir.demiştir. (AYM, E. 2002/70, K. 2004/56, 06.05.2004, RG. 01.06.2005, S. 25832.)  AİHM ise, 2018 yılında verdiği bir kararında bu görüşte olduğunu tekrarlamıştır. Mahkemeye göre, masumiyet karinesinin kapsamının cezai meselelerde usule ilişkin güvenceyle sınırlı olmadığın, kapsamının geniş olduğunu ifade etmiştir. Bu bakımdan, masumiyet karinesi sadece ceza davası bağlamında değil, aynı zamanda cezai takibatlardan ayrı olarak yürütülen hukuk, disiplin veya diğer işlemlerle de ihlal edilebilir” demiştir. (  AİHM, Güç v. Turkey, B.N.: 15374/11, 23.01.2018,) Anayasa Mahkemesi, son kararlarında AİHM’in bu yaklaşımını benimser gözükmektedir. 20 Haziran 2019 tarihli bireysel başvuru kararında (B.N.: 2016/6038, 20.06.2019, RG. 01.08.2019, S. 30849.)  Mahkeme hukuk yargılamalarında da masumiyet karinesini değerlendirerek, ihlal kararı verilebileceğini göstermiştir.
 
Masumiyet karinesi, kişiyi yargılama öncesi veya sırasında ve hükmün kesinleşmesine kadar koruma amacı gütmektedir. Kişiye bir suç ithamında bulunulması ile masumiyet karinesinin koruma alanı başlayarak, isnat edilen suç hükmen kesinleşene kadar da devam edecektir. Bu bağlamda, ilk olarak masumiyet karinesinin geçerli olabilmesi için, öncelikle hakkında bir suç isnadının bulunması gerektiği söylenebilir. Suç isnadı ya da kişiye suç yöneltme, esasen bir kimseyi bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından resmen bildirilmesi anlamına gelmektedir. Suç isnadının bulunduğunu kabul için ceza davasının açılmış olması şart değildir. AİHM, Minelli / İsviçre davasında bu hususa değinmiştir: “Sanığın suçluluğu yasal olarak saptanmadan önce ve özellikle kendisinin savunma hakkına sahip olmadan onun suçlu olduğu hissini telkin eden adli bir karar, suçsuzluk karinesinin ihlalidir. demiştir.
 
Bireyin korunması anlayışını benimseyen ceza hukuku ile birlikte adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi gündeme gelmiştir. Modern ceza hukuku tarafından benimsenen bu ilke, zamanla devletlerin anayasalarına ve insan haklarına dair temel uluslararası belgelere girmeye başlamış ve insan hakları hukukunun önemli kurumlarından biri olmuştur. Dramatik insan hakları ihlallerine sahne olan yerküre, bunlardan çıkarttığı derslerle masumiyet karinesini insanlığın en önemli değerlerinden biri olarak kabul etmiştir. (Burcu Değirmencioğlu)
 
 
 
 
 
Suçsuzluk karinesi, kişinin suçsuz olduğu varsayımı ile hareket edilmesini gerektiren temel bir hak olarak görülmektedir. Bu hakkın bir sonucu olarak, ceza yargılaması hukuku bakımından şu sonuçlar çıkarılabilir:
a. ispat yükü (külfeti) iddiacıya düşer,
b. sanığın susma hakkı vardır,
c. şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo),
d. tutuklulukta makul süre aşılmamalıdır
 e. yasak sorgu yöntemi kullanılarak elde edilen deliller yargılamada kullanılmış ise
     suçluluk kanunen sabit değildir.
 
Belirtilen temel ilkeler masumiyet karinesinin Adil Yargılanma hakkı ile ilintili olmasını beraberinde getirmektedir.
 
Suçsuzluk karinesi, bir suçla itham edilen kişinin suçu işlediğinin akla ve mantığa uygun delillerle ispatlanmadan suçsuz sayılmasını ifade eder. Bu kısaca şu şekilde de ifade edilebilir: Kişi, suçlu olduğu mahkeme hükmüyle kesinleşmeden hiçbir şekilde suçlu olarak nitelendirilmez. Burada suçsuzluk karinesinin iki fonksiyonu ön plana çıkmaktadır: Karine ilk olarak, ceza yargılamasının gidişine, işleyişine üstün bir usulü kural olarak yön vermekte, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılamanın garantisini oluşturmaktadır. İkinci ise, suçluluğun tayininin yargılama kuralları çerçevesinde yargılama makamlarına düştüğünü hükme bağlamaktadır.
 
Masumiyet Karinesinin doğal sonucu olarak; Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ispat konusunda bir hususun şüpheli kalması hâlinde sanık lehine yorum yapılarak bir karara varılması anlamına gelmektedir. Nitekim suçsuzluk karinesi ile hukuk devleti ilkesinin bir sonucu olarak, ceza yargılaması sonucunda suçsuz bir kimsenin cezalandırılmasındansa suçlu bir kimsenin cezasız kalması tercih edilmektedir. Aksi takdirde, hakkındaki şüpheye itibar edilerek suçsuz bir kimsenin cezalandırılması, toplumun adalet duygusunu zedeleyeceği gibi hukuk devleti ilkesine aykırı düşecek, toplumsal huzur ve hukuki güvenden söz edilemeyecektir.