Mülkiyet Hakkı

“Mülkiyet:
Biliyorum ki ben,
Ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler dışında
Hiçbir şeye sahip değilim.
Biliyorum ki ben,
Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım anlar dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.”

Mülkiyet hakkı, kapitalist ekonomik kurallarının hakim olduğu bölge, sistem veya devletlerde; taşınır  ya da taşınmaz  bir eşya üzerinde hak sahibine kullanma), yararlanma  ve tasarruf  yetkisi veren, hukuk düzeninin sınırları içinde kullanılabilen, mutlak ve ayni bir haktır.  Mülkiyet hakkına sahip kişi  mülkiyetinde olan nesneyi kullanma, başkalarına devretme, tahrip etme, nesnenin ürünlerinden yararlanma yetkisine sahiptir. Bu hak mutlak nitelikte olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir. Mülkiyet hakkı günümüz hukuk sistemlerinde pek çok sınırlamalara uğramıştır ve bu nedenle dokunulamaz değil sınırlandırılabilir bir hak olarak kabul edilir. Özellikle komünist devletler özel mülkiyeti kaldırmışlar ve bu mülkiyet türünü tüm halka yararlı olacak şekilde düzenlemişlerdir. 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan, 3 Eylül 1953’de yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde mülkiyet hakkını düzenleyen bir kural bulunmuyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu ekonomik sorunlar, yeniden yapılanmak zorundaki Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin böylesine kapsamlı bir sorumluluk altına girmelerini güçleştiriyordu. 20 Mart 1952’de Paris’te imzalanan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya İlişkin Ek Protokol”, yeterli onaylar sağlandıktan sonra, 18 Mayıs 1954’te yürürlüğe girdi. Türkiye 19 Mart 1954 günlü ve 8662 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6336 sayılı Yasa ile AİHS’yi, Ek (1 numaralı) Protokol ile birlikte onaylayarak ulusal hukukumuza kattı. SÖZLEŞMENİN EK 1 NOLU PROTOKOL ‘de ;
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
Maddenin 1. paragrafında açık bir tanım verilmeksizin “malların masuniyeti”nden söz edilmiş ayrıca hukukun genel ilkeleri çerçevesinde kişinin “mülkünden mahrum edilebileceği” belirtilmiştir. Bu yaklaşım, mülkiyet hakkının kapsamının ve elde ediliş yöntemlerinin ulusal hukuklara bırakıldığını, kısıtlamaların ise ulusal düzenlemeleri de aşarak, genel ilkeler doğrultusunda yürütüleceğini benimsemiştir. Devletlerin kamu yararı açısından etkinlik alanlarına değinen ikinci paragrafta ise, “mallar, vergiler, diğer yükümlülükler ve para cezaları” sözcükleri geçmektedir. Ayrıcalıkları belirtmek amacıyla da yazılmış olsa, bu kavramların da mülkiyet hakkının ögeleri arasında düşünüldüğü anlaşılmaktadır.
AİHM, sözleşmenin açık bir tanım vermemesine karşın, mülkiyet hakkının içeriğini çok geniş olarak yorumlamıştır. Temelleri Roma Hukuku’na kadar uzanan geleneksel taşınır ve taşınmaz mülkiyet tanımlarını aşarak, ekonomik içeriği, parasal değeri olabilen hemen her konuyu mülkiyet hakkının kapsamı içerisinde değerlendirme eğiliminde olmuştur. Kiracılar derneği ödentisi, (Langborger/İsveç 1989) içki ruhsatı, (Tre Traktörer AB/İsveç 1989) şirket hisse senetleri, (Bramelid ve Malmström/ İsveç 1979 ) patent hakları, (Smith Kline ve French Laboratories/Hollanda 1990) çarpışan gemilerle bağlantılı hasar tazminatı, (Pressos Compania Naveira SA/Belçika 1995 ) sinemanın müşterileri, (Latridis/Yunanistan 1999) mülkiyeti kanıtlanamayan Van Gogh tablosuna zilyedlik, (Beyeler/İtalya 2000) avukat stajyerinin ücretsiz çalıştırılması, (Van DerMuselle/Belçika 1983) imar planları ile getirilen geçici veya uzun süreli yapılaşma yasakları, (Sporrong ve Lönnroth/İsveç 1982), (Allan Jakobsen/İsveç 1989) doğal sit kapsamına alınan taşınmaza getirilen kullanım sınırlamaları, (Derlemaas/ Hollanda 1991 ) benzin istasyonu işletme ruhsatı, (Benthem/Hollanda 1985) mahkemece bir kitabın zor alımına karar verilmesi, (Handyside/İngiltere 1976) kaçak altın sikkelerin zoralımı, (Agosi/İngiltere 1986) kilise vergisi (Darby/İsveç 1990) itfaiye hizmetine katılım vergisi, (Karlheinz Schmidt/ Almanya 1994) taşınmaz kiralarına devletin müdahalesi, (Mellacher ve diğerleri/Avusturya 1989) uçak ve gemi sanayinin millileştirilmesi, (Lithgow ve diğerleri/İngiltere 1986) meslek odalarına üye olma zorunluluğu getirilmesi, (Van Marle/Hollanda 1986) kamulaştırma işlemleri, (Erkner ve Hofauer/Avusturya 1987) ve (Poiss/Avusturya 1987) özel yasa ile kişisel taşınmazlara kamulaştırma yapılmadan bedelsiz el konulması, (Papamichaloupoulas/Yunanistan 1991) 1974 Kıbrıs müdahalesi nedeniyle taşınmazlarından yararlanamayan kişinin tazminat istemleri, (Loizidou/ Türkiye 1995, 1996, 1998) (Demades/Türkiye 2003), (Eugenia Michaelidou Developments Ltd and Michael Tymvios/Türkiye 2003) yüksek enflasyona karşın kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi, (Akkuş/Türkiye 1997), (Aka/Türkiye 1998) hükümet güçlerinin konutları yakması, (Selçuk ve Asker/Türkiye 1998) tescil edilmiş marka (Anheuser-Busch/Portekiz 2003), emekli aylıkları, (Müller/Avusturya 1997) mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen uygulamalardan bazılarıdır.
Sözleşme kapsamında oldukları belirlenen haklar, ilgileri ölçüsünde sözleşmenin diğer maddelerinin de uygulama alanına girebilmektedir. Mülkiyet hakkının tartışıldığı bir dava, 6. madde bağlamında, “..medeni hak ve vecibelerle ilgili bir niza…”dır. Böylece hem 1 Numaralı Protokol’ün 1. maddesinin, hem de sözleşmenin 6. maddesindeki “adil yargılanma” güvencelerinin korunması altındadır. Eğer mülkiyet hakkı çiğnenen kişi, sorununu çözmeye yetkili ulusal bir organa başvurma olanağından yoksun bırakılmışsa, sözleşmenin 13. maddesinin de ihlali söz konusu olabilmektedir. Olayda herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılması durumunda, 14. madde de uygulanabilmektedir.
AİHM, mülkiyet hakkı konusundaki bir uyuşmazlığı değerlendirirken aşağıdaki ölçütleri araştırmaktadır:
1– Uyuşmazlığın konusu, Ek Protokol’ün 1. maddesindeki “mülkiyet hakkı” tanımına girmekte midir?
Yukarıda da değindiğimiz gibi, her türlü taşınır ve taşınmaz mallar ile alacaklar, parasal değeri olan birikimler mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir.
2– Mülkiyet hakkına bir müdahale yapılmış mıdır?
AİHM’in mülkiyeti Koruma anlayışı, kural olarak gelecekteki beklentilere değil, edinilmiş haklara yöneliktir. –Mülkiyet hakkına el atılması, genellikle üç türlü olmaktadır. Mülkiyetten yoksun bırakma, kullanımın sınırlandırılması ve hakkın özüne yönelik müdahaleler.
3– Müdahalenin yasal ve hukuksal temelleri var mıdır?
Ulusal yasaları çok fazla önemsemeyen AİHM, haklara yönelen kamusal müdahaleleri değerlendirirken, öncelikle ulusal hukuktaki temellerini araştırmaktadır. Böylece iç hukukta dayanağı bulunmayan gelişigüzel uygulamaları önlemeyi amaçlamaktadır. Ulusal hukuka aykırı düşen el atmalar, sözleşme hukukuna da uyumlu bulunmamaktadır.
4– Müdahale genel çıkarlara ve kamu yararına yönelik midir?
Bu aşamada el atmanın amacı araştırılmaktadır. İzlenen amaç açısından keyfiliğin önlenmesi, işlemin kamu yararına ve toplumun genel çıkarlarına yönelik olmasıyla sağlanmaktadır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, mahkeme, kamu yararının ölçütlerini ve önceliklerini belirlemekte en doğru değerlendirmelerin ulusal organlarca yapılabileceği görüşündedir.
5– Müdahale orantılı mıdır?
uluslarası denetimin özü bu nokta üzerinde yoğunlaşmaktadır. Mahkeme’ye göre “…bireyi mülkiyet hakkından yoksun kılan önlemin yasalarla korunan kamu yararına yönelmiş olması yeterli değildir. Aynı zamanda başvurulan amaç ile izlenen yöntem arasında adaletli bir dengenin kurulmuş olması gerekir.” (Ashingdane/İngiltere 1985 )
Ek Protokol’ün 1. maddesinin bir başka özelliği de, ulusal kurallara daha geniş bir uygulama alanı tanımasıdır. Maddenin ikinci paragrafında geçen, “..devletlerin, emvalin umumi menfaate uygun olarak istimalini tanzim…” yetkisi, ulusal yasalar eliyle uygulamaya konulacaktır. Sözleşme keyfiliği önlemekte, ancak hukuksallığın ölçütlerini, öncelikle kamu yararını gözeten ulusal yasalara bırakmaktadır.
AİHM’e göre, “toplumlarını ve gereksinmelerini doğrudan bilmeleri nedeniyle ulusal organlar neyin kamu yararına olduğunu uluslararası yargıçlara oranla çok daha iyi saptama olanağına sahiptirler. Bu nedenlerle AİHS ile oluşturulan koruma düzeni içerisinde mülkten yoksun bırakılma uygulamasına haklılık kazandıracak kamu yararının varlığı ve alınacak önlemler konusunda ilk değerlendirmeyi ulusal organlar yapmaktadır… Sözleşmenin koruduğu diğer konularda olduğu gibi, mülkiyet konusunda da ulusal organlar belli bir takdir yetkisine sahiptirler.” (James ve Diğerleri/İngiltere 1986 )
Anayasa 35. maddesinde mülkiyet hakkı tanınmış ve güvenceye alınmıştır. Anayasal mülkiyet hakkı rejimi, AY md. 35’teki düzenlemeye dayanmaktadır.
Mülkiyet Hakkı madde 35-
 Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
 Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
Mülkiyet hakkı ,Türk Medeni Kanunu‘nun 683. maddesinde ve devamında düzenlenmiştir. Mülkiyet hakkı, Türk Medeni Kanunu’na göre mutlak bir hak olduğundan, malikin mülkiyeti altındaki nesneyi başkalarının haksız saldırılarından koruyabilmesi için malike bazı yetkiler tanımıştır. Kanunun 683. maddesine göre malik, “malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı” istihkak davası veya haksız el atmanın önlenmesi davası açabilir. Geçerli bir kamulaştırma yapılmaksızın mülkiyet konusu taşınmaz mala el atılması mülkiyet hakkının ihlali olmakla birlikte Türk Medeni Kanunu’nda kamulaştırmasız el atmaya karşı etkili hukuksal yollar olmadığından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bu konuda sıklıkla başvuru yapılmaktadır.
Mülkiyet hakkını, hukuksal olarak korunan eylemli durum olan zilyetlik ile karıştırmamak gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun 973. maddesine göre “Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir“. Söz edilen fiili hakimiyetin hukuk düzeni sınırları içerisinde olması gerekmediği gibi (örn. bir hırsız eşya üzerinde fiili hakimiyeti bulunduğu sürece çalmış olduğu malın zilyetliğine sahiptir) nesnenin maliki de fiili hakimiyetten yoksun bırakıldığı sürece zilyetliği kaybeder.
Mülkiyet hakkı, konu itibariyle hem karışık hem de uyuşmazlıklar konusunda çözümü zor olan bir alandır. Özellikle Ek protokolde Devletlere tanınan geniş sınırlama hakları, Devletlerin siyasal rejimleri, sosyo-ekonomik yapıları Mülkiyet hakkı konusunda ortak bir görüş birliği ve uygulamanın varlığını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle uygulaması itibariyle en dinamik haklardandır. Eşya hukukundan imar hukukuna, fikri mülkiyet hukukundan vergi hukukuna, sosyal güvenlik hukukundan ceza ve ceza usûl hukukuna, idare hukukundan borçlar hukukuna birbiriyle alakasız sayılabilecek neredeyse bütün hukuk disiplinlerinden kaynaklanan mülkiyet hakkı uyuşmazlıkları AİHM ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olabilmektedir. Bu nedenle AİHS ve Anayasa uygulamasında çok farklı konularda ve çok fazla farklı içtihat bulunmaktadır. Bu yönüyle sözleşme ve anayasada tanımlanan şekli itibariyle değil de , Uygulamada ve içtihat ile gelişen bir hak olduğundan uygulayıcılar ve konuya önem atfedenler açısından Mahkeme’nin uygulama ve içtihatları yol gösterici olmaktadır.