Seçme ve Seçilme Hakkı





Bir seçim yapmanız gerektiğinde, seçmemek de bir seçimdir.       
                                    
William James  

Serbest seçim hakkı, AİHS’in Ek 1 Nolu Protokolünün 3.maddesinde yer alıp, AİHS’in güvence altına aldığı tek siyasi hak özelliği taşımaktadır. Serbest seçim hakkının korunması hususu, demokratik siyasal bir rejimin temel ilkelerinden biri olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. (AİHM, Sitaropoulos ve Giakoumopoulos/Yunanistan Kararı) Serbest seçim hakkı, Mahkemenin bireysel özgürlükler listesine görece daha geç girmiş olup, bu hakka ilişkin ilk karar Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika davasında verilmiştir. Mahkeme serbest seçim hakkı söz konusu olduğunda taraf devletlerin takdir marjını daha geniş kabul eder.
Serbest seçim hakkı;
-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 21.maddesinde,
-Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşmenin 25.maddesinde,
-1982 tarihli Anayasanın 67.maddesinde güvence altına alınmıştır.
Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyetlerde bulunma kenar başlıklı 67.maddesi şöyledir:
“Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.
On sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutuk evlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.
Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”
 
Serbest seçim hakkının düzenlendiği AİHS’in Ek 1 Nolu Protokolü’nün 3. maddesi şöyledir:
“Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.”
Söz konusu bu madde belirli haklardan hiç bahsetmemiş, sadece taraf devletlere yasama organı ile ilgili olarak serbest seçim düzenlemek şeklinde bir sorumluluk yüklemiştir. Ancak zamanla gelişen Mahkeme içtihatları ve Sözleşme organlarının madde metnini geniş yorumlama çabaları ile madde metninin sadece taraf devletlere yükümlülükler getirmekle kalmayıp, aynı zamanda bireylere oy hakkı, katılma hakkı vb. gibi hak ve özgürlükler de getirdiği kabul edilmiştir. Mahkeme, Sitaropoulos ve Giakoumopoulos/Yunanistan Kararında serbest seçim hakkının “oy kullanma hakkı” (seçme hakkı) ve “aday olma hakkı” (seçilme hakkı) şeklinde iki bileşenden oluştuğunu ifade etmektedir. Buna göre oy kullanma hakkı maddenin aktif unsurunu, aday olma hakkı ise pasif unsurunu oluşturmaktadır.
AİHM’e göre, sözleşmeci devletlerin serbest seçim yapma taahhüdünde bulunmaları ilke olarak genel oy hakkını tanımalarını gerektirir. Mahkeme, Yumak ve Sadak/Türkiye Kararında genel oy hakkı ilkesinden her türlü ayrılmanın seçilmiş olan yasama meclisinin ve seçim yasalarının demokratik geçerliliğini zayıflatma riski taşıyacağını ifade etmiştir. Ancak Mahkemeye göre bazı grupların oy verme hakkından mahrum bırakılmaları mümkün olabilmektedir.
Ek 1 Nolu Protokolün 3. Maddesi hükmünün lafzına göre, maddede öngörülen serbest seçim hakkı, yasama organı seçimlerinde geçerli olan bir haktır. Yasama organı kavramının kapsamına parlamento seçimleri ve yasama faaliyetine katılan diğer organların seçimleri girmektedir. Mahkeme Xuereb/Malta Kararı ile yasama iktidarının bir parçası konumunda olmayan, esas itibariyle idari görevleri olan veya yalnızca sınırlı yetkilere sahip olan yerel yönetimler için yapılan seçimleri serbest seçim hakkı uygulama kapsamında görmemiştir. Yine halk oylamaları ve devlet başkanlarının seçimi de madde kapsamı dışında tutulmaktadır.
AİHM’e göre, serbest seçim hakkı taraf devletlere nispî temsil sistemi veya tek ya da iki turlu çoğunluk sistemi gibi belirli bir seçim sistemini benimseme yükümlülüğü getirmemektedir. Mahkeme’ye göre; Sözleşmeci devlet kendi iç hukuk sisteminde genel seçimleri, seçimlerin hangi aralıklarla yapılacağını, uygulanacak seçim sistemini ve seçim barajlarını özgürce belirleme hak ve yetkisine sahiptir. Bu yetkinin sınırı öze dokunmama, meşru amaç izleme ve ölçülülük ilkesidir. Yumak ve Sadak/Türkiye davasında Mahkeme, Türk seçim sistemindeki %10’luk ülke barajı uygulamasının, seçimlerin halkın kanaatinin özgürce açıklanmasını sağlayacak koşullar altında yapılmasını öngören serbest seçim hakkı ile bağdaşıp bağdaşmadığını incelemiştir. Mahkeme, 3. maddede güvence altına alınan hakların mutlak nitelikte olmadığını, bu hakların sınırlandırılabileceğini ve bu konuda taraf devletlerin geniş takdir yetkisinin bulunduğunu belirtmiştir. Mahkeme, %10’luk ülke barajının çok yüksek olduğunu belirtmekle birlikte, Türkiye’nin kendisine tanınan takdir marjını aşmadığından serbest seçim hakkının ihlâl edilmediği sonucuna ulaşmıştır.
SERBEST SEÇİM HAKKININ BARINDIRDIĞI GÜVENCELER :
Yasama organına ilişkin seçimlerde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmış sayılabilmesi için yapılan seçimlerin serbest seçimler olması gerekir. Yani seçimler, halkın kendi düşüncelerini serbestçe ifade etmesinin güvence altına alındığı koşullarda gerçekleştirilmelidir. Bu nedenle Sözleşmeci Devletlere düşen yükümlülükler, Sözleşmenin 10. maddesiyle garanti altına alınan ifade özgürlüğü ve 11. maddesiyle korunan örgütlenme özgürlüğüyle birlikte düşünülmelidir. Hiç kuşkusuz propaganda serbestliğinin olmaması, seçime katılacak kişi ve partilere yasaklamalar getirilmesi veya baskı uygulanması hallerinde seçimlerin serbestliğinden söz edilemez. Benzer şekilde ifade, basın, dernek ve toplanma özgürlükleri siyasi partilerin programlarını veya adaylarını kamuoyuna sunmasına engel olacak şekilde sınırlandırılıyor veya baskı altına alınıyorsa seçimlerin serbestliğinden söz edilemez.( AİHS Çerçevesinde ve AİHM Kararları Işığında Serbest Seçim Hakkı/ Yüksel Metin)
Sözleşme’nin madde lafzında, hakkın konusunu oluşturan seçimlerin yapılışına hâkim olan ilkelere yer verilmiştir. Bu ilkelerden ilki “serbest oy ilkesi”dir. Serbest oy ilkesi, seçmenlerin üzerinde belli bir aday veya parti lehine baskı yapılmadan, ifade özgürlüğünün yeterince temin edildiği, aynı zamanda basın, örgütlenme, toplanma özgürlüklerinin güvencelendiği bir seçimi ifade etmektedir. Serbest seçim hakkının diğer ilkeleri ise “eşit oy,” “gizli oy,” “makul aralıklarla seçim ilkesi”dir.
Eşit oy ilkesi, bütün vatandaşların seçme ve seçilme haklarını kullanırken eşit muamele görme ilkesini ima etmektedir. Yine Mahkeme, Timke/Almanya Kararı’nda makul aralıklarla seçim yapmanın önemini “Seçimler arasında çok kısa bir sürenin bulunması durumunda seçmenlerin isteklerinin yerine getirilmesi ve siyasal projelerinin hayata geçirilmesi mümkün olmayabilir, bununla beraber seçimler arasındaki sürenin çok uzun olması durumunda parlamentodaki siyasal gruplar seçmen iradesinden tamamen koparak fosilleşebilecektir.” şeklinde ifade etmiştir.
Serbest seçim hakkının bir diğer bileşeni; seçimlerde aday olma hakkıdır. Mahkeme’ye göre her devletin kendine özgü tarihi ve siyasi koşulları milletvekili adaylarının belirlenmesi ile ilgili anayasal kuralların belirlenmesinde, seçimlerde aday olma ölçütlerinin belirlenmesinde etkilidir ve bu konuda taraf devletlerin takdir marjı geniş yorumlanır. AİHM, Ždanoka/Letonya Kararına göre; Mahkeme’nin takdiri ve incelemesi bir kişinin seçimlerde aday olma hakkından yoksun bırakılmasına ilişkin iç hukuktaki düzenlemelerin keyfi biçimde uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi ile sınırlı olmaktadır. Örneğin AİHM, Sadak ve diğerleri/Türkiye Kararında, bazı üyelerinin anayasaya aykırı eylemleri nedeniyle kapatılan partinin tüm milletvekillerinin vekillik sıfatının sona ermesi konusunu incelemiş, orantısız bir müdahale olarak değerlendirdiği bu durumun seçilme ve milletvekili olma haklarının özü ile bağdaşmadığını ve bu kişileri milletvekili olarak seçen seçmenlerin egemenlik yetkisinin ihlali anlamına geldiğini belirterek ihlal kararı vermiştir.
 
SINIRLANDIRMA REJİMİ :
Ek 1 Nolu Protokol’ün 3. maddesinde serbest seçim hakkına getirilen herhangi bir sınırlamadan bahsedilmemiştir. Ancak söz konusu bu hak mutlak bir hak olmayıp, bazı zımni sınırlamalara tabidir. Zımni sınırlama, Sözleşme metninde açıkça belirtilmemekle birlikte, spesifik bir hakkın özünden türetilen sınırlamaları ifade etmektedir. Buna göre serbest seçim hakkı bazı meşru amaçlar ile sınırlandırılabilecektir. Ancak Sitaropoulos ve Giakoumopoulos/Yunanistan Kararı’nda belirtildiği üzere; kısıtlama nedeni olan meşru amacın hukukun üstünlüğü ve Sözleşme’nin genel amaçlarıyla uyumlu olduğunun Sözleşmeci devlet tarafından kanıtlanması gerekmektedir. AİHM, Lithgow ve Diğerleri/Birleşik Krallık, Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika Kararlarında serbest seçim hakkının sınırlandırılmasında gözetilmesi gereken kriterleri belirlemiş ve serbest seçim hakkına getirilecek sınırlamaların;
a-Hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve ölçüde kısıtlayıcı olmaması,
b-Hakkın etkin kullanımını engellememesi,
c-İzlenen amacın meşru olması,
d-Bu amaca ulaşmak için kullanılan araçların orantısız olmaması gerekmektedir.
Serbest seçim hakkı anayasal demokrasilerin ve demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarındandır. Söz konusu bu hak medeni haklardan olmayıp, siyasi haklardandır.  Bu hakkın bireylere hak ve özgürlükler tanıyan bir hak mı yoksa devletlere yükümlülükler getiren bir düzenleme mi olduğu uzun süre tartışılmış ve nihayet AİHM tarafından kişilere hak ve özgürlükler tanıyan bir hak olduğu fikri baskın çıkmıştır. Bu hakkı diğer haklardan ayıran en önemli özelliklerden biri AİHM’in taraf devletlerin iç işlerine ve siyasal yapılarına karışmamak adına söz konusu hak üzerinde devletlerin takdir marjını oldukça geniş kabul etmesidir. Ancak her ne kadar sınırlı sayıda Mahkeme içtihadı ile durum bu şekilde kabul edilse de serbest seçim hakkının, ifade özgürlüğü ve toplantı-gösteri özgürlüğü ile birlikte düşünülüp, demokrasilerin başat unsurlarından olması durumu da göz önünde bulundurulup, kamu otoritelerince hakka yönelik müdahalelerden kaçınılmalı ve söz konusu hakka yönelik etkili güvenceler sağlanmalıdır.