Tarihçe

Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit  doğarlar.
Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.

İnsan hakları, insanlık tarihi boyunca ağır bedeller ödenerek var olagelmiş bir mücadele sonucu kazanılmış insanlığın en büyük kazanımıdır. Bu mücadele bugünde en zor şartlarda büyük bir dirençle devam etmektedir. Bu direnç ve mücadele sadece haklar mücadelesinin kazanımını değil aynı zamanda din, feslefe, siyaset, ahlak ve hukuki gelişimin ve değişiminde öncüsü olmaktadır. Bugünün dünyasında en çok önemsenen ve değer atfedilen konu başlığı insan hakları kavramı, mücadelesi  ve tartışmasıdır. Doktrinde bir kısım teorisyenler insan hakları kavram ve gelişimini daha da ileri buyuta taşıyarak büyük bir kutsatiyet atfetmektedirler. Netice; itibariyle hak ve özgürlükler mücadelesi insanlık gündeminde var oldukça insan hakları kavramı ve tartışması da var olmaya devam edecektir.
Bir kısım yazarlar tarafından İnsan haklarını konu edinen ilk yazılı belgenin adil yargılama ve mülkiyete vurgu yapan Hammurabi Kanunları olduğu kabul edilmektedir. 622 tarihli Medine Sözleşmesi  ve aynı şekilde bütün insanların eşitliğini vurgulayan ve kadın haklarından bahseden 632 tarihli Veda Hutbesi de insan haklarına kaynaklık eden tarihi bir belge olarak kabul edilmektedir. Yine çoğunluklu bir yazar grubu ise İngiliz kralı ve derebeyleri arasında imzalan 1215 tarihli Magna Carta ya da Büyük Özgürlük Sözleşmesini de bugünkü insan haklarının kaynakları arasında değerlendirilmektedir. Modern İnsan Haklarının felsefi arka planı 17. yy liberal aydınlanmacılığı ve rasyonalizmine dayanır. John Locke modern insan haklarının kurucu babası olarak kabul edilmektedir. J.Locke’den sonra doğal haklar felsefesini yeterince somut bulmayan T. Hobbes pozitif hukuk ile hakları geliştirmiştir. Sırasıyla İngiltere’de 1689 devriminden sonra geliştirilen Yurttaş Hakları Beyannamesi,  1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesinde “bütün insanların eşit, yaratıcı tarafından kendilerine bahşedilen devredilemez hakları” olduğu belirtilmiştir. 1789 tarihli Fransa İhtilali sonrasında ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde de; insanların özgür doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu.
18. Yüzyılda I. Kant, J.S.Mill ve Thomas Pain gibi filozofların çalışmaları insan haklarını etkilemiştir. 18. ve 19. yüzyılda özellikle kölelik karşıtı hareketler, demokrasi mücadelesi, özellikle demokratik katılım, genel oy ilkesi ve kadınların oy kullanma hakkı gibi alanlarda insan hakları mücadelesi yoğunlaşmıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında Milletler Cemiyeti döneminde (1918-45) azınlıkların korunması, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı ve yabancı hakları gibi haklar öne çıkmıştır.
Bugün tüm dünyada temel referans olarak kabul edilen insan hakları belgesi olan Evrensel İnsan Hakları beyannamesi, insanlık tarihinin sonuçları itibariyle yaşadığı en acı savaş olan 2. Dünya savaşı sonrası 1945’te Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulmasıyla insan hakları kurumsal olarak da dünya politikasına girmiş, kurulan İnsan Hakları Komisyonu, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesini (EİHB) hazırlamış ve modern insan hakları belgelerinin temel referansı haline gelen Beyanname, 10 Aralık 1948 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Bugün tüm dünyada 10 aralık günü “Dünya İnsan Hakları günü” olarak kutlanmaktadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamenin kabul edilişi ile Gerek Dünya ölçeğinde gerekse bölgesel bazda bir çok bağlayıcı olmayan insan hakları bildirgeleri yayımlanmış, bununla beraber bağlayıcılığı olan temel insan haklarını güvence altına alan ulusrarası ve bölgesel sözleşemeler imzalanmıştır.  1966 yılında BM nezdinde iki ayrı (ikiz sözleşmeler) uluslararası insan hakları sözleşmesi bir çok tarafça devletçe imzalanmıştır. Bunlar  BM  Medeni ve Siyasal Haklar sözleşmesi ve  BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar sözleşmesidir. İnsanlık tarihinin, kültür ve medeniyetlerinin ortak paydası olan insan hakları, modern tarihte daha çok Batılı devletlerin etkinlik alanına girse bile, temelde her medeniyetten izler taşır. BM mekanizması insan haklarının evrensel düzeyde uygulanabilirliği açısından önem taşırken, Avrupa, Afrika ve Amerika gibi bölgesel insan hakları mekanizmaları insan haklarını korumada etkin rol oynamaktadır. Dünya politikasına son 60 yılda önemli bir yer edinen insan hakları, -bugün için tüm dünyada ciddi insan hakları ihlallerine rağmen-  insanlar tarafından büyük bir kabul görmüş ve bugün bütün dünya anayasalarında vurgulanan ve değer atfedilen önemli bir yer edinmiştir. Bugün için özellikle İnsan Haklarının pozitif hukukun bir parçası haline gelmesi aynı zamanda İnsan Hakları hukukunun ortaya çıkmasını, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesinin temelini ve dayanağını oluşturmuştur.
Bağlayıcı olan Birleşmiş Milletler uluslararası insan hakları belgeleri
¨ BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi
¨ BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi
 ¨ Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi
¨ İşkenceye ve Diğer Zalimce, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele ve Cezaya Karşı   Sözleşme
¨ Çocuk Hakları Sözleşmesi  
¨ BM Bütün Göçmen İşçilerin ve Aile Bireylerinin Haklarının Korunması Uluslararası Sözleşmesi
 ¨ BM Engelli Hakları Sözleşmesi
Bölgesel İnsan Hakları Sözleşmeleri
 ¨ Afrika İnsan ve Topluluk Hakları Şartı – 1998
 ¨ Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi-1978
¨ Amerika İşkenceyi Önleme Anlaşması-1985
¨ Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-1953
¨ Avrupa İşkenceyi Önleme Anlaşması-1987
¨ Avrupa Sosyal Şartı-1961 (1996’da yeniden düzenlendi)
İnsan onuruna yakışır bir şekilde yaşamamızı sağlayan asgari şartları oluşturan insan hak ve özgürlükleri, çağdaş dünyada hem toplumsal hem de uluslararası düzeyde giderek önem kazanmaktadır. İnsani, ahlaki, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki ve kültürel boyutları olan insan hakları, kişi ve topluma güvenli ve huzurlu bir ortam sağlamaya çalışırken, dünya sisteminde de barışı öngörmektedir.