Toplantı ve Gösteri Hakkı


Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

ANCAK……………..

En temel insan hak ve özgürlüklerinin gelişmeye başladığı bir dönemde toplanma ve gösteri özgürlüğü de dikkat çeken bir siyasal hak olarak baş göstermiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, otoritelere veya herhangi bir duruma karşı isyan eden, tepki gösteren insan topluluklarının oluşturduğu mücadele kültürünün sistemli bir halidir.(Murat Güven,2019)
Toplantı : Birden çok kimsenin belirli bir amaçla bir araya gelmesi,toplanmasıdır. Genel hukuk doktrinine göre toplantı kavramı içerisinde kişi, amaç, süre, yer unsurlarını barındırır.
Gösteri : Bir isteğin ya da bir konudaki karşı görüşün kamuoyunun dikkatini çekecek bir biçimde, açık havada ve topluca açığa vurulması eylemidir.
Toplantı ve gösteri hakkı esasen Anglo Sakson kültüründe doğmuş olup, modern hukuk tarihinde bu hak ilk defa Büyük Britanya Parlamentosu’ndan çıkan 1714 tarihli  Riot Act isimli bir hukuki metin ile düzenlenmiştir.
Toplantı ve gösteri hakkı;
a-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. Maddesi’nde
b-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 20. Maddesi’nde
c-Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşme’sinin 22. Maddesi’nde
d-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. Maddesinde ve ilgili 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda  düzenlenmiştir.
Toplanma ve gösteri özgürlüğünü düzenleyen AİHS’in 11. Maddesi şu şekildedir:
1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
 2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
Toplanma ve gösteri özgürlüğünü düzenleyen Anayasa ’nın 34. Maddesi şu şekildedir:
1.Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
2.Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Diğer tüm haklarda olduğu gibi söz konusu bu hakkın da öznesi herkestir. Hakkı kullanmak isteyen kişiler bakımından yegâne sınırlama ülkemizde kamu görevlileri bakımından ortaya çıkmaktadır. Anayasa’nın 34. Maddesinde ve AİHS’in 11. Maddesinde kamu görevlilerine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Ancak 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 7. Maddesinde kamu görevlilerinin hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamayacaklarını, bu eylemlere katılamayacaklarını ve aksi bir tutumun disiplin suçunu oluşturacağı düzenlenmiştir.
BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ: Toplanma ve gösteri hakkının kullanımı bakımından tam serbesti, izin ve bildirim yükümlülüğü şeklinde üç farklı sistemin uygulanması mümkündür. Anayasa’nın 34. Maddesi ‘önceden izin almadan’ ifadesine yer vermekte ve toplanma hakkının izin usulüne tabi tutulamayacağını düzenlemekte ise de 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 10. Maddesinde bu hakkın kullanımı için bildirim yükümlülüğü getirilmiştir.
AYM, toplanma ve gösteri hakkına ilişkin 1963 tarihli ilk kararında bildirim yükümlülüğünün işlevini ortaya koymuştur. AYM bildirim yükümlülüğünün Anayasa’da yer alan ‘önceden izin almama’ güvencesine aykırı olmadığına hükmederken, bildirimin esas amacının ‘haber vermek’ olduğunun altını çizmiştir. Mahkeme’ye göre bildirim yükümlüğü, “kamu düzenini korumakla görevli ve sorumlu makamların gerekli güvenlik tedbirlerini vaktinde almalarını sağlamak içindir, bildirimin sadece toplantı veya yürüyüş için izin alınmasını sağlamaya yarayan bir işlem sayılması doğru değildir.(AYM, E: 1962/208, K: 1963/1, 04/01/1963) AYM buna benzer birçok kararında bildirim yükümlülüğünün amacının gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, toplantı ve gösterinin bir düzen içinde yapılması ve katılanların korunması olduğunun altını çizmiştir. Mahkeme, böylelikle kamu otoritelerinin, muhatabı oldukları bildirim sürecini, bir izin sistemine ve yasaklama aracına dönüştürmeme yükümlülüğünün altını çizer. Yine Mahkeme’ye göre bildirim sistemi, herhangi bir konuda yapılacak olan toplantı ve gösteriyi, açıkça yasaklayıcı veya örtülü bir şekilde yapılamaz hale koyucu veya ciddi surette güçleştirici ve amacına ulaşmasını engelleyici bir amaç için kullanılamaz.
KAMU OTORİTELERİNİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ : Toplanma ve gösteri özgürlüğü diğer özgürlükler gibi kendiyle beraber kamu otoritelerine karşı yükümlülükler getirirler. Toplanma ve gösteri özgürlüğü, devletler için negatif ve pozitif olmak üzere iki çeşit yükümlülük getirir. AİHM Ilinden/Bulgaristan Kararı’nda bu özgürlüklere müdahale etmeme yükümlülüğü olan negatif yükümlülükleri belirtmek için şu ifadeler kullanılmıştır:  “Hukuk devletine dayalı demokratik bir toplumda mevcut düzeni eleştiren ve barışçıl yöntemlerle hayata geçirilmesi savunulan siyasi görüşlerin toplantı ve gösteri şeklinde veya başkaca hukuki yöntemlerle ifadesine uygun imkânlar sağlanması devletin görevidir.”
Devletlerin bu özgürlüklere müdahale etmeme yükümlülüğü yanında, bu özgürlüğü üçüncü kişilerden yani gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin müdahalelerinden koruma biçiminde pozitif bir yükümlülüğü de söz konusudur. AİHM’e göre 11. madde örgütlenme ve toplanma özgürlüklerinden etkili bir şekilde yararlanmayı güvence altına almak biçiminde bir pozitif yükümlülük içerir. Bir başvuru, ister başvurucuların 11. maddeyle güvenceye bağlanan haklarının korunması için devletin makul ve uygun tedbirler alma pozitif yükümlülüğü ister kamu otoritelerince yapılan müdahalenin maddenin ikinci fıkrası anlamında haklı bir temele dayanıp dayanmadığı bağlamında incelensin uygulanacak ilkeler aynıdır. (AİHM, Sindicatul Pastorul Cel Bun/Romanya (Büyük Daire))
TOPLANMA VE GÖSTERİ ÖZGÜRLÜĞÜ İLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLİŞKİSİ  :Toplanma özgürlüğü, ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir ve ifade özgürlüğü karşısında özel hüküm niteliğindedir.(bkz: AYM Ali Rıza Özer ve diğerleri, AYM Osman Erbil Kararları) Anayasa Mahkemesi Ali Rıza Özer ve Diğerleri ve Ali Sarıpınar (2) Kararlarında toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü arasındaki ilişkiyi şu şekilde ifade etmiştir:
“İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda, kendine özgü özerk işlevine ve uygulama alanına rağmen, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda olduğunun düşünülmesi ve bu niteliğin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında da gözetilmesi gerekir. Toplanma özgürlüğü demokratik toplumun temel değerleri arasında yer almaktadır.”
AİHM de benzer birçok kararında ifade özgürlüğü ile toplanma ve gösteri özgürlüğü arasındaki ilişkiye değinmiş, bu yüzdendir ki bu haklar söz konusu olduğu davalarda ‘çoğulculuk’ ‘hoşgörü’ ‘açık fikirlilik’ kavramlarına sıkça yer vermiştir. AİHM  Öllinger/Avusturya  Kararında bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:
“Kendisine has otonom rolüne ve özel uygulama alanına rağmen, 11.maddede düzenlenen haklar aynı zamanda 10. Maddenin ışığında değerlendirilmelidir. Fikirlerin korunması ve bunları ifade etme özgürlüğü, 11. Madde tarafından garanti altına alınmış hakların amaçları arasında yer alır. Bu bakımdan 10.maddenin siyasi ve genel çıkarı ilgilendiren konularda kısıtlamalara elverişli olmadığını akılda tutmak gerekir.”
SINIRLAMA REJİMİ  : Toplanma ve gösteri hakkı mutlak haklar arasında yer almadığından sınırlanmaları mümkündür. AİHS’in 11. maddesine ve Anayasa’nın 13. maddesine göre  toplanma ve gösteri özgürlüklerine gerçekleştirilen müdahalenin hukuken öngörülmüş olması, meşru bir amaç izlemesi ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması gerekmektedir. Toplanma ve gösteri hakkının ihlaline dair durumlarda en başta bir müdahalenin varlığı incelenmektedir.
a-)Hukuken Öngörülme: Söz konusu bu hakka bir müdahalenin varlığı netleştirildikten sonra hukuken öngörülme ölçütü incelenecektir. Bu kapsamda bu hakka yönelik müdahaleyi düzenleyen yasal düzenlemenin erişilebilir ve öngörülebilir olmasına odaklanılmaktadır. Bir hukuk kuralının aranan bu nitelikleri taşıması için öncelikle bir kişinin kendi davranışlarını ilgili kurala göre düzenleyebileceği bir kesinlik taşıması gerekir. Yine bu hukuk kuralı ayrıca kamuoyu tarafından bilinir olmalıdır. Anayasa Mahkemesi ise “kanunilik şartı” olarak adlandırdığı bu ölçüt kapsamında AİHM’in aksine, hukuken öngörülme ölçütü bakımından şeklî anlamda bir kanun hükmünün mevcudiyetini aramaktadır.
b-)Meşru Amaç : Sınırlama rejiminde gündeme gelen ikinci ölçüt müdahalenin meşru bir amacının olup olmadığı ölçütüdür. Meşru amaç ölçütünde Sözleşme’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında ulusal güvenlik veya kamu emniyeti yararı için, düzensizliğin veya suç işlenmesinin önlenmesi için, sağlığın veya ahlâkın korunması veya başkalarının hakları ve özgürlüklerinin korunması şeklinde beş tane amaca yer verilmiştir. Anayasa’nın 33. ve 34. maddelerinde ise meşru amaçlar; milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması olarak sayılmıştır. Bu sayılan amaçlar sınırlı sayıdadır ve genişletilmesi mümkün değildir.
c-)Demokratik Toplumda Gerekli Olma : Sınırlama rejiminde gündeme gelen üçüncü ölçüt hakka yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı ölçütüdür. AİHM, demokratik bir toplumda gerekli olma ölçütünü, bu yönde bir ihtiyaca cevap vermek için başvurulan araç ile bu hakkı kullanan kişinin bu özgürlüğü arasında adil ve orantılı bir denge tutturan bir sınırlama ile karşılanabilecek, “zorlayıcı toplumsal ihtiyaç” olarak dile getirmektedir. Sınırlama, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir.( AYM, Tuğrul Culfa Kararı, Cem Mermut Kararı) Sınırlamaya dair zorlayıcı toplumsal ihtiyacının “ilgili ve gerekli” gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir. Bu tür bir gerekçenin ortaya konulamaması söz konusu müdahaleye yönelik zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç olmadığı anlamına gelecektir.(AYM, Kristal-İş Sendikası Kararı) Anayasa Mahkemesi ise sınırlandırma rejiminde Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama ölçütlerini birlikte değerlendirmektedir.
Ölçülülük : Gerek AİHM gerek AYM toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahalelerde ölçülülük ilkesi değerlendirmesi de yapmaktadır.Anayasa Mahkemesi burada, meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlem ile toplanma ve gösteri hakkı arasında denge sağlanıp sağlanmadığını araştırmaktadır. ( AYM, Osman Erbil Kararı ) Anayasa Mahkemesi’ne göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araçları arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük ile ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşmak için seçilen araç değerlendirilmektedir. AYM tarafından ölçülülük ilkesinin üç alt ilkesi olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ölçütleri benimsenmiştir. Mahkeme’ye göre orantılılık ilkesinde, temel hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir.
BARIŞÇIL TOPLANMA VE GÖSTERİ : Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na göre bir toplantı veya gösterinin barışçı bir topantı/gösteri sayılabilmesi için toplantı veya gösteriyi düzenleyenlerin, toplantın amacının ve toplantı ve gösteride ifade edilen görüş ve düşüncelerin de barışçı nitelik taşıması gerekmektedir. Bu hususla ilgili olarak  AİHS’in 11. maddesi ‘barışçıl’ ifadesine yer verirken, Anayasa’nın 34. Maddesinde ise bir toplantının ‘silahsız ve saldırısız’ olması durumunda toplanma özgürlüğünden yararlanabileceği düzenlenmiştir.
 Anayasa Mahkemesi’ne göre; “toplanma özgürlüğü demokrasi ile yakından ilişkilidir ve bir siyasal katılım aracıdır. Bu özgürlük memleket meselelerinin barışçıl yöntemlerle ve uzlaşı yoluyla çözülebilmesine imkân sağlamaktadır. Bireyler, bu hak aracılığıyla ülkeyi yönetenleri ve bunların tayin etiği politikaları belirli ölçülerde etkileme imkânı elde ettiklerinden, bu hak yönetime katılma araçlarından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bir ülkenin demokratik ilkelere uygun yönetildiğinden söz edilebilmesi için bireylerin barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olması gerekmektedir.” (AYM, E. 2014/101, K. 2017/142, 28/09/2017)
Barışçıl amaçlarla yapılan bir toplantı veya gösterinin fiilen barışçıl olmaktan çıkması mümkündür. Bu noktada toplantının barışçıl olmaktan çıkıp çıkmadığına toplantının bütünü dikkate alınarak karar verilmesi gerekmektedir. Yani toplantı veya gösteriye katılanların bir kısmının şiddete teşvik veya şiddete başvurma şeklindeki davranışları bir bütün olarak bütün toplantı veya gösteriyi barışçıl olmaktan çıkarmayacağı için toplantı veya gösterinin bütünen engellenmesi veya toplantı/gösterinin bütününe müdahale edilmesi kabul edilemeyecektir. AİHM, Ezelin/France Kararı’nda da belirttiği üzere “toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurmaları diğerleri açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz.”
Çağdaş demokratik devletlerin ayırt edici unsurlarından birisi, onun siyasal ve sosyal bakımdan çoğulcu yapıya sahip olmasıdır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü bu anlamda önemli bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplantı ve gösteri hakkı çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde başat unsur olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, bu düşüncelerin korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu bağlamda toplanma ve gösteri özgürlüğü, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmeli ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda olduğunun düşünülmesi ve bu niteliğin toplantı ve gösteri düzenleme hakkının uygulamasında da gözetilmesi gerekmektedir. Demokratik toplumun temel değerleri arasında yer alan toplanma ve gösteri özgürlüğüne yönelik keyfi, orantısız, söz konusu özgürlüğü kullanamamaya sebep olacak her bir müdahale demokratik çoğulcu hukuk devleti ilkeleri ile de ters düşecektir.